Perdeyi Aralamak: Oyuncular Sendikası’ndan Gizem Erman Soysaldı ile Söyleşi Metni

Metni düzenleyenler: Algın Gediz Karcı, Duru Geriş

Bu yazı, Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nün bü’de kadın gündemi adlı bülteninin Bahar 2026 tarihli 50. Sayısında yayımlanmıştır.

25 Kasım etkinlikleri kapsamında 27 Kasım 2025 tarihinde Perdeyi Aralamak: Oyunculuk Eğitiminden Sahneye Kadınlık Deneyimi adlı söyleşiyi Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) ve Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) mezunu, oyuncu ve eğitmen Büşra Karpuz moderatörlüğünde Oyuncular Sendikası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Ayrımcılık ve Tacizle Mücadele Birimi’nden sorumlu Yönetim Kurulu üyesi Gizem Erman Soysaldı ile gerçekleştirdik. BÜKAK ve BÜO olarak hazırladığımız etkinlikte, oyunculuk eğitiminden profesyonel oyunculuğa bir kadının geçtiği yolları ve karşılaşabileceği cinsiyetçi pratikleri konuştuk. Söyleşinin yazılı hâlini bültenimizde okuyucularla buluşturuyoruz. Keyifli okumalar!

Büşra Karpuz: Hepiniz hoş geldiniz! Ben Büşra, Boğaziçi Üniversi­tesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden aynı zamanda hem BÜO hem de BÜKAK’tan mezun oldum. Feminist Kadın Çevre­si üyesiyim. Mezuniyetim sonrasında oyunculuk ve eğitmenlik yapmaya başladım. Mezuniyetim sonrasında Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) Tiyatro içinde oyunculuk yapmaya başladım, aynı zamanda eğitmenlik yapıyorum. Konuğumuz Gizem Erman Soysaldı, 14 yaşından beri oyunculuk yapıyor. Kamera önünde, arkasında ve tiyatro sahnesinde deneyimleri var.

2025 yılının Ağustos ayında fotoğrafçılık alanında başlayan bir ifşa silsilesi ile karşılaştık. Bu ifşalar fotoğrafçılık alanı ile sınırlı kalmadı. Sahne üzerinde, sinema sektöründe ve daha farklı alanlarda belli ifşalar gerçekleşti. Bundan birkaç sene önce de edebiyat alanında başlayan bir ifşa dalgası olmuştu. Yaşananlar, bize oyunculuk alanında ve kültür sanat sektöründe güvencesiz çalışma koşulları ve denetimsizlik olduğunu gösteriyor. Bunların yanında pozitif gelişmeler de oluyor. Bağımsız kuruluşlar ve sendikalar bu alanda önleyici çalışmalar yapıyor.

Bugün sanat alanında, özellikle oyunculukta kadınlık deneyimini konuşacağız. Eğitim almaya başladığımız andan itibaren sektörde ne gibi cinsiyetçi pratiklerle karşılaşabileceğimizi tartışacağız. Şiddet türleriyle karşılaşıp karşılaşmayacağımızı ve karşılaşmamız durumunda neler yapabileceğimizi ele alacağız. Ben deneyimim gereği üniversitelerde tiyatro kulüpleri kısmını anlatacağım. Gizem Erman Soysaldı’dan da profesyonel hayatta karşılaşabileceğimiz durumları dinleyeceğiz.

Sürecin başından başlayalım. Sanatçı bir kadın eğitim almak istiyor ve konservatuvara başladı. Önünde dört senelik bir eğitim süreci var. Burada ne gibi cinsiyetçi söylem ve davranışlarla karşılaşabilir?

Gizem Erman Soysaldı: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sınır ihlalleri ve cinsiyetçi söylemlerle günlük yaşamda sıklıkla karşılaşıyoruz. Ben bu sorunları, kültür sanat alanında ya da oyunculuk sektöründe, günlük yaşamdakinden pek ayıramıyorum. Eminim ki bankacılık sektöründen bir kadın arkadaşımız da bizimle aynı şeyleri yaşamıştır. Dolayısıyla hiçbir sektör diğerinden masum değil. Oyunculuk eğitiminde bazı farklar var tabii. Oyunculukta bedenlerimiz birbirine çok daha yakın ve hocaların bedenlerimiz üzerinde tahakküm kurma ihtimali var. Bunun yanında sektörde bu işlerin zaten böyle olduğu algısı var. Biz sendikada, bu konularda çalışırken üst kuşaklardan neler yaşandığını duyuyoruz. Buna karşılık hep birlikte bunu değiştirebileceğimizi söylüyoruz.

Oyunculuk eğitiminde, sahnede, sette, her yerde konu dönüp dolaşıp rıza kavramına geliyor. Bu tabii ki sadece kadının rızası değil herkes için geçerli. Sonuçta tacize uğrayanlar sadece kadınlar ve tacizi uygulayanlar da sadece erkekler değil. Çoğunlukla erkek yapıyor çünkü erkek doğduğundan beri ataerkil sistem nedeniyle bunu kendine hak görüyor.

Eğitim süreçlerinde basına yansıyan ya da kulaktan kulağa duyduğumuz, en çok korktuğumuz alanlar genç bir oyuncunun konservatuvara hazırlık sürecindeki özel dersler oluyor. Konservatuvara hazırlık kursları genelde birebir oluyor. Birebir eğitimde en temel noktalardan biri kişinin beden otonomisinin bozulmaması.

Ancak rıza kavramı doğru bilinmediği ve kişilerin rızaları alınmadığında problemler başlıyor. Bunun yanında hiçbir oyunculuk eğitiminde ne bir özel derste ne de bir sınıfta, bir hocanın bir öğrencinin bedenine dokunmasını gerektiren bir teknik yok. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor.

Taciz tanımlarının üzerinden geçmekte fayda var. Tacizin dijital, sözlü, fiziksel taciz gibi birçok türü var. Kadınlar olarak neyin taciz olup olmadığını bilmeden büyüyoruz. Dolayısıyla oyunculuk eğitiminde ya da setlerde tacizi tanımlamakta zorlanıyoruz. Oyuncular Sendikası olarak Tacizle Mücadele ve Ayrımcılık Karşıtı İlkeler’i1 hazırlarken grooming2 veya misilleme gibi bir sürü yeni taciz tanımıyla karşılaştık. Yaşanılan şiddet durumunda mağdurun kendini suçlama eğilimi ile de karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla kişi tepki göstermekte ya da bunu birine anlatmakta zorlanabiliyor. Eğitim alırken sınıfta kalma, sektörde iş bulamama, toplumsal olarak dışlanma korkuları karşımıza çıkabiliyor. Taciz tanımlarını öğrenmeye, öğretmeye, aramızda konuşmaya çalıştığımızda bu alanları dönüştürmeye başlayacağız. Karşı tarafı eğitmeye çalışmaktan da bahsetmiyorum. Ben onu eğitmekle yükümlü değilim ama onda bir farkındalık yaratabilirim.

Büşra Karpuz: Benim cinsiyetçiliğe dair aklımda ilk canlanan cinsiyetçi söylemler oluyor. Cinsiyetçilik o kadar içselleştirilmiş bir şey ki biri uyarmadığı sürece cinsiyetçi söylemlerin farkında olamayabiliyoruz. Özellikle de eğitim sürecinde olduğumuz, 17-25 yaş aralığından bahsediyorsak cinsiyetçi söylemi şaka olarak adlandırmak verilen ilk tepki olabiliyor. Bir yandan biz sözümüzün değerli olduğu ortamlarda büyümedik. Mesela ben 7-18 yaş aralığındaki çocuklarla çalışıyorum. Bizden çok daha atılgan olabiliyorlar ve bazen onlara özeniyorum. Belki kuşak değişecektir ama yaygın olan kadınların sözünün değersiz görülmesi. Bunu özellikle üniversitelerde, kulüp ortamlarında sıkça görüyoruz. Söz almaktan çekinme, sözünün kesilmesi, altının boşaltılması, değersizleştirilmesi, aşağılanması, komikleştirilmesi gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz. Cinsiyetçi tavırları gösterenler farklı arka planlardan gelebiliyor. Bu nedenle bu kişileri ortamdan dışlamak yerine bu tarz konuları tartışmaya açmak ve bu kişilerin de farkındalık kazandırmaya çalışmanın dönüştürücü bir etkisi de olacaktır.

Erman Soysaldı: Bunun gibi basit birçok şey var. Mesela karma bir ortamda erkekler kolayca konuya dahil olurken kadınlar genellikle çekinerek söze başlar ve sıkça özür diler. Karar mekanizmalarında da kadın erkek sayıları eşit değildir. Bunlar fark edilmesi ve konuşulması gereken detaylar çünkü dönüşüm tahmin edemeyeceğimiz kadar küçük yerlerden başlıyor. Örneğin günlük konuşmalarımızda kadını aşağılayan, cinsel saldırı kastı barındıran argo ve küfürleri kullanmamak, kullananları uyarmak da dönüşümün bir parçası. Tabii uyarıları yaparken dışlanmayı da göze almak gerekiyor. O anda sizinle dalga geçebilirler ama onların bilinçaltına bir tohum atmış oluyorsunuz. Farkında olduğumuz anda dönüşüm direkt başlıyor.

Büşra Karpuz: Evet, küçük alanlardan başlamak önemli o nedenle cinsiyetçi söylemlerle başladım. Piramit gibi düşündüğümüzde şiddete giden yolun başlangıç noktası cinsiyetçi ifadeler ve davranışlar oluyor.

Sanat eğitiminde önemli konulardan biri de eğitmen ve eğitilen arasında kurulan ilişkiler. Sadece kurumlarda ve okullarda değil atölyelerde de birçok oyunculuk eğitimi veriliyor. Oyunculuk alanı direkt bedenimizle yaptığımız bir iş olduğu ve alınan eğitim belli bedensel hazırlıkları da içerdiği için bu konuda problemler yaşanabiliyor. Oyunculuk eğitimindeki eğitilen kişi olarak, eğitmen etiği dediğimiz konuda ne gibi ihlallerle karşılaşabiliriz?

Gizem Erman Soysaldı: Eğitmen meselesinde karşımıza hiyerarşiden kaynaklanan güç dengesizliği çıkıyor. Eğitmenimiz genelde hayranı olduğumuz, kariyerinde yükselmiş, yaşça bizden büyük ve onay beklediğimiz biri oluyor. Sette bir oyuncu için de yapımcı, uygulayı­cı yapımcı, yönetmen veya görüntü yönetmeni eğitmenle benzer bir yerde konumlanıyor. Bu durumda oyuncu daha alt basamakta gibi görünüyor. İlk aşamada bu algıyı değiştirmekle başlayabiliriz. Herkes birbirine eşit olmalı. Yönetmen oyuncuyla, eğitmen de öğrencisiyle işbirliği içerisinde çalışırsa başarıya ulaşır. Eğitmenin görevi eğitim vermek, öğrencinin görevi eğitim almak. Dolayısıyla hayranlık meselesini abartmadığımızda rahatlayacağız.

Bunun yanında grooming de eğitimde karşılaştığımız bir durum. Biz bunu Türkçeye çevirirken biraz zorlandık. İstismara hazırlama yani psikolojik ve duygusal olarak tacize hazırlama süreci diyebiliriz. Burada daha önce bahsettiğim hiyerarşi devreye giriyor. Hiyerarşik olarak yukarıdaki kişi aşağıdaki kişiye bunu yapıyor. Bununla sadece oyuncular da karşılaşmıyor, yönetmen reji asistanına da yapabiliyor. Süreç, aşırı ilgi göstermek ve özel bir bağ iması yapmakla başlıyor. Sır paylaşımı, ayrıcalıklar tanıma, set dışında görüşme teklifleri ile devam ediyor. Güven kazandıktan sonra fiziksel temaslara geçiş ve kademeli olarak cinsel içerikli sohbetler başlatma şeklinde ilerliyor.

Güç sahibi kişi genellikle yeni, deneyimsiz, yalnız, güvencesiz kişilere yöneliyor. Sürekli ilgi, destek ve mentorluk görünümü altında güven inşa ediyor. Rol teklifi, özel muamele, hediye verme gibi ayrıcalıklar tanıyor. Bir yandan kişinin başkalarıyla bağını kesmeye ve onu yalnızlaştırmaya da çalışıyor.

Büşra Karpuz: İlişkiden kimseye bahsetmemesini tembihleme de buraya girer değil mi?

Gizem Erman Soysaldı: Evet, bu da bir yalnızlaştırma yöntemi. Türk Ceza Kanunu’nda grooming yok ama sonuçları var. Cinsel taciz, cinsel saldırı, bağımlılık yaratıp tehdit etme, şantaj, süreklilik arz eden manipülasyon ve eziyet suç kapsamında yer alıyor. Setlerde, stüdyolarda, provalarda, eğitim merkezlerinde, okullarda yani kapalı ve güç ilişkilerinin belirgin olduğu sahne sanatları ortamlarında çok karşılaştığımız bir durum. Mağdur kişi durumu hiç fark etmeyebiliyor. Bazı durumlarda kişinin en yakınındaki, durumu kendisinden önce fark edebiliyor. Bu tarz durumları gözden kaçırmamak lazım. Duygusal manipülasyon mağduru sessiz kalıyor ya da sessizliğe zorlanıyor. Burada güvenli alanların yaratılması, eğitim ve ihbar mekanizmaları hayati önem taşıyor.

Büşra Karpuz: Burada eğitmen ve öğrenciye farklı sorumluluklar düşüyor. Öğrenci olarak eğitim almaya gittiğimizde eğitmenin deneyiminden ve eğitiminden ötürü bizden daha bilgili olduğunu kabul ediyoruz. Ama eğitmeni de tanrısallaştırmamak gerekiyor. Bilgiye ve deneyime sahip kişi üzerimizde her istediğini yapma hakkına sahip değil. Eğitmen olarak da ortamın sorumluluğunun farkında olmak gerekiyor. Dolayısıyla o ortamda karşılaşılabilecek her taciz ve şiddet vakası biraz da eğitmenin sorumluluğunda, öğrenciler arasında da bir durum olabilir ve eğitmenin buna karşı gözünün açık olması gerekir. Bu anlamda önleyici çalışmaların ya da bilgilendirmelerin eğitmenden gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Konservatuvara dönecek olursak orada bir not kaygısı var. Sektöre girdiğimizde de iş kaybetme korkusu var. Eğitim almaya devam eden, daha küçük yaş gruplarında başına geleni anlamlandıramama ya da konduramama oluyor. Durumun sadece kendisinin başına mı geldiği sorusu ya da durumu açıklamaya çalıştığında karşılaşabileceği zorluklar kafa karışıklığı yaratıyor. Özellikle 18-25 yaş aralığındaki gençler üzerinde bunların daha büyük bir etkisi var. Bu sebeple uzaklaşma veya bir türlü mesleki hayata atılamama gibi örnekler var.

Bir eğitim ya da oyunculuk yöntemi adı altında cinsel tacizin gerçekleştiğini de duyuyoruz. Burayı netleştirmek lazım, kimsenin sizin bedeninize dokunması bir yöntem değil. Bunun için onay gerekir. Zaten herhangi bir şekilde temas olacaksa ne için yapıldığı, çalışmanın amacının anlatılması gibi bilgilendirme süreçleri gerekir ki öğrenci de neyin içinde olduğunu anlamlandırabilsin.

Bunların yanında psikolojik bütünlüğe zarar verici durumlar da var. Sağaltma çalışmaları olarak duyduğumuz travmatik bir anıyı anlatma, yeniden canlandırma gibi çalışmalardan söz ediliyor. Bu gibi çalışmalar içeriği gereği psikolojik olarak ağır ve kişileri derinden etkileyebilecek çalışmalar. Bu tarz çalışmalarda yine çalışmanın amacının ve neden yapıldığının çok iyi biliniyor olması lazım, iyi anlaşılmazsa öğrenciye zarar verebilir. Neyin içinde olduğumuzu anlamadığımız anda bir sıkıntı var demektir.

Peki oyuncu eğitimini tamamladıktan ve mezun olduktan sonraki süreçte nelerle karşılaşabilir? Profesyonel oyunculuk yapacak kişi­nin bağlantılar kurması, bir çevre oluşturması, menajer araması ya da kendi grubunu kurması gerekiyor. Kamera önünde çalışacaksa birçok audition’a3 katılıyor. Buralarda nelerle karşılaşabilir? Son zamanlardaki ifşalardan sonra bunları daha çok düşünmeye başladık. Oyuncular Sendikası olarak yayımladığınız “audition ilkeleri4” var. Bu şekilde ayrıntılı yazılmış ilkelere neden ihtiyaç duyuldu?

Gizem Erman Soysaldı: Herhangi bir mesleğe atıldığımızda, Türkiye’de ataerkil toplumlarda kadınlar nelerle karşılaşıyorsa biz de onlarla karşılaşıyoruz. Protokolün yayınlanma hikâyesini anlatayım. Bir buçuk sene önce sendikaya kendine menajer diyen biri hakkında duyumlar geldi. Genç ve yeni mezun arkadaşlardan istediği audition’larda sınır ihlalleri vardı. Mastürbasyon sahneleri, transparan kostümler gibi kadın erkek fark etmeden tüm adaylardan benzer talepleri olmuş. Projenin Türkiye’de yayımlanmayacağı söylenerek bu taleplerin temeli inşa edilmiş. Tabii genç bir konservatuvar mezunu ya da oyuncu adayı bunun doğru olup olmadığını bilemiyor. Karşısındaki kişinin deneyimine güvenerek işin raconu bu zannediyor. Bu olayı yaşayan arkadaşlar bir araya gelip savcılığa şikâyette bulundular ancak süreçte kayıtlar silinmişti ve bu yüzden savcılık dosyayı davaya dönüştürmedi. Buna rağmen bu isim ve olay tüm sektörde duyuldu. Bu da bizi protokolü yazmaya itti. Bunun sonucunda araştırmaya başladık ve Türkiye’de bunun kurallarını hiç bilmediğimizi fark ettik. Bu zamana kadar herkes el yordamıyla yapmış. Amerika Oyuncular Sendikası ve İngiltere Oyuncular Sendikası’nı merkeze alarak çalışmaya başladık.

Ben yıllardır kamera önünde oyunculuk yapıyorum, eğitim veriyorum. Çalışmaya başladığımda ajanslarda audition verilirdi, kendiniz audition çekip göndermezdiniz. Ben kadın arkadaşlara tek başlarına gitmemelerini öğütlerdim. Anne, baba ya da arkadaşlarıyla gitmelerini söylerdim. İngiltere Oyuncular Sendikası da aynı şeyi yazmış; bir oyuncuya tek başına audition’a gitmemeyi, kimseyle kapalı bir kapının ardında yalnız kalmamayı tavsiye etmiş. Bunu görünce biz de ekledik. Protokolü yayımladığımızdan beri sektörden gelen geri bildirimler ve hukukçularla olan çalışmalarımızla da protokol güncellendi.

Bunun sonrasında başka protokoller de yayımladık. Taciz ve Ayrımcılık Karşıtı İlkeler’de5 tek tek taciz tanımlarını yaptık. Sözlü taciz, psikolojik şiddet ve cinsel saldırı gibi tanımların hepsini açıklığa kavuşturduk. Yapımcıların bizden istediği “Tacizle Mücadele Rehberi”ni6 yayımladık. Yakınlık sahneleri ve kapalı set uygulamalarını da içeren “Çıplaklık ve Simüle Edilmiş Cinsellik Sahneleri için Rehber7” ve “Kostüm Provası En İyi Uygulamaları8” gibi protokolleri de yayımladık.

Büşra Karpuz: Sizin de anlattığınız örnekleri incelediğimizde şu öne çıkıyor: Şüphelendiğiniz herhangi bir durumda ortamı terk edebilirsiniz. Kimse sizden bir otel odasında audition isteyemez, isterse orayı terk edebilirsiniz. “Bilmiyorsanız sorun” uyarısı bence çok güçlendirici bir uyarı. Daha küçük şehirlerde eğitim almış, sonra İstanbul’a gelip burada oyunculuk yapmaya çabalayan birçok genç var. Belki de sektörden bihaberler ve gerçekten yöntemin bu olduğunu düşünüyorlar. Arıza çıkarmamak için sessiz kaldıkça, hayır denmediği sürece sistem aynı şekilde devam ediyor.

Biraz da yakınlık koordinasyonundan bahsedelim. Özellikle çıplaklık ve simüle edilmiş cinsellik içeren sahnelerin seçmelerinde kesinlikle çıplak bir kayıt istenemeyeceği protokolde yazıyor. Eğer senaryo gereği gerçekten böyle bir sahne gerekliyse son aşamada sadece bir kereye mahsus olarak çekilebileceği, çekime birilerinin hep eşlik etmesi, tarafların kabul etmesinin gerekliliği üzerine uyarılarınız var. Bunun yanında yakınlık koordinasyonu da yurtdışından alınan bir örnek. Türkiye’de daha yeni başlayan bir uygulama. Yakınlık koordinasyonu nedir ve ne işe yarar?

Gizem Erman Soysaldı: Sendika olarak yakınlık koordinatörlüğünü duyurmak için sürekli uğraşıyoruz. Bizim sektörde çok yeni bir meslek alanı. İlk olarak 2017 yılında The Deuce9 dizisinde bir kadın oyuncu bir sahneyi çekerken profesyonel biriyle çalışmak istiyor ve bu meslek resmileşiyor. Eğitimleri ilk defa o dönemlerde başlıyor, bizde de kısa sürede başladığı için bu alanda hızlı olduğumuzu düşünüyorum. Yakınlık koordinatörü 2017’de Amerika’da kullanılmaya başlandı ve 2024 yılında Türkiye’de on üç tane projede kullanıldı. Ece Türkmut Dere, şu anda Türkiye’de bu alanda çalışıyor.

Sette, sahnede ve oyuncuların çalıştığı bütün mecralarda çıplaklık gerekiyorsa, simüle edilmiş cinsellik sahnesi varsa ve oyuncunun sinir sistemini ilgilendiren bir sahne varsa yakınlık koordinatörleri bu sahnelerde çalışıyor. Bu bir doğum sahnesi, çocuğun annesinin kucağına oturduğu ya da babasıyla sarıldığı bir sahne, yaşlı birinin banyoda yıkandığı bir sahne olabilir.

Bu kişiler öncelikle yönetmenle toplantı yapıyor ve yönetmenin ne istediğini tam olarak anlıyor, sonra senaryo üzerine çalışıyor, sonra da oyuncularla çalışıyor. Çıplaklık gereken sahnelerde oyuncuların sınırlarını öğreniyor ve rızalarını alıyor. Ayrıntılı bir şekilde bu sahnelerin koreografilerini hazırlıyor. Cinsel bölgeler için protezler gerekiyorsa protezlerin yapımı için talimat veriyor. Kapatıcı giysilerin hazırlanması için ölçüler alınıyor, provalar yapılıyor. Bunların sonunda sah­ne çekilirken çok az kişinin bulunduğu, telefonların kapandığı, kişisel kaydın yasak olduğu kapalı set uygulaması gerçekleşiyor.

Yakınlık koordinatörü hem hukuki açıdan yapımcıyı koruyor hem de yönetmenin işini kolaylaştırıyor. Gerekli imzalı izinler alındıktan sonra yönetmen ve görüntü yönetmeni, sahneyi istediği kadar tekrar çekebiliyor. Kamera önünde ışık, ses, gölge gibi teknik ayarlarda aksilikler göz önünde bulundurularak tekrarlı çekim yapılır. Kurguda da yönetmenin elinde istediği gibi düzenleyebilmesi için yeterince sahne olması gerekir. Dolayısıyla hem yönetmenin istediği kadar çekebilmesi hem oyuncunun kendini güvende hissetmesi hem de özgüvenli bir şekilde doğaçlama yapılabilmesi için yakınlık koordinatörüne ihtiyaç duyuluyor.

Biz iki yıldır yapımcılarla görüşüyoruz, Ece’yi tanıtıyoruz, lansmanlar yapıyoruz ve bu protokolleri hazırlıyoruz. Şimdi gururla söyleyebiliriz ki sizin de çeşitli dijital mecralarda izlediğiniz ya da çok yakında izleyeceğiniz on üç projede yakınlık koordinatörü arkadaşımız çalıştı. Ece aslında daha sonrasında bu konuda eğitim vermeyi de planlıyor. Bu işin en az iki yıllık, uzun bir eğitimi var. Travma bilgili yaklaşım, koreografi, psikoloji eğitimi yanında ayrımcılık karşıtı eğitim de almak gerekiyor.

Yakınlık koordinatörlüğünün dünyada önemli örnekleri var. HBO çok uzun süredir bütün projelerinde istisnasız yakınlık koordinatörü kullanıyor. Şirket, kurum olarak kendi bünyesinde yedi sekiz tane yakınlık koordinatörü istihdam ediyor. Bütün çekilen projelerinde de onları çalıştırıyor. Umarım bizde de aynı kurumsallaşma olur çünkü bu iş Türkiye’de hâlâ bireysel inisiyatiflerle ilerliyor.

Büşra Karpuz: Yakınlık koordinatörü kadro tarafından istenmediğinde nasıl bir süreç işliyor? Yani bir oyuncu istedi, diğeri istemedi fakat ikisinin birlikte sahnesi var. O zaman ne oluyor?

Gizem Erman Soysaldı: Bu noktada yakınlık koordinatörünün bir sorumluluğu da arabuluculuk yapmak. Oyuncular ve yapımcı arasında, yapımcı ve yönetmen arasında, oyuncular ve yönetmen arasında, oyuncular arasında arabuluculuk yapıyor. Bunu da herkesin işini kolaylaştırmak ve oyuncuyu güvende tutmak için yapıyor.

Büşra Karpuz: Televizyonda ya da sinemada karşılaştığımız senaryolardan bahsedelim. Burada yazılan kadın ve erkek tiplemeleri de oyuncular arasında eşitsiz bir tablo sunuyor. Mesela yaş işin içine girdiğinde bir kadın oyuncuyla erkek oyuncu arasında yazılan senaryolarda belirgin farklılıklar görüyoruz. Buna benzer nasıl örneklerle karşılaşıyoruz?

Gizem Erman Soysaldı: Kadın oyuncularla ilgili en çok karşılaştığımız durumlardan biri yaş ayrımcılığı yani ageism. Bir projede yirmi yaşında bir kadın oyuncu aynı yaşta bir erkek oyuncuyla partner olabiliyor. Aradan yirmi yıl geçiyor, aynı kadın oyuncu aynı erkek oyuncunun bu sefer annesini, ablasını oynamaya başlıyor. Elli yaşındaki erkek oyuncu hep genç, dinamik, karizmatik, holding sahibi, herkesle birlikte olabilen, herkes tarafından tercih edilen rolleri oynuyor. Ama elli yaşındaki bir kadın hiçbir zaman güzel, çekici, cinselliğini özgürce yaşayan, bekâr, çocuksuz, meslek sahibi, araba kullanan biri olamıyor. Türkiye’deki senaryolarda bir kadın elli yaşındaysa mutlaka otuz yaşlarında bir çocuğu bir de torunu vardır.

Büşra Karpuz: Dediğin gibi daha özgür bir kadın karakter varsa da ya marjinaldir ya da delidir. Yazılan özgür kadın istediği gibi takılır, çılgın önerilerde bulunur ya da aşk hikâyelerini yönlendirir.

Gizem Erman Soysaldı: Hikâyeler de genelde birbirine benziyor. Erkek karakter her zaman güçlü ve karizmatiktir. Kadın karakterimiz de çok güzel, naif ama biraz saf olur. Bu kadın, erkek tarafından kurtarılmayı ve tamamlanmayı bekler. Eğer ilişkide üçüncü kişi varsa bu genelde ikinci kadındır. O da çok güzel ve çok seksidir. Tüm hayatını esas çifti ayırmak üzere planlar yaparak geçirir. Kötü kadının mesle­ği de yoktur. Genelde zengindir ama parasının nereden geldiği belli olmaz. Bu tarz hikâyelerde eğer erkek hata yapıyorsa o da mutlaka kadınlar yüzündendir.

Bu döngülerden bir türlü çıkamıyoruz. Sinema Televizyon Sendikası geçtiğimiz yıllarda bir araştırma yapmıştı.10 Bu araştırma dizilerdeki kadın ve erkeklerin, toplumsal cinsiyete göre işbölümleri üzerineydi. Araştırmaya göre dizilerde dedikodu yapanlar hep kadın. Meslek sahibi olan karakterler arasında mesleği belli olanlar çoğunlukla erkek. Araba kullananların çoğunluğu erkek, kadınlar araba kullanmıyor. Bir de bahsettiğimiz gibi partner ve yaş mevzusu var. Kırk yaşlarında, bekâr ve cinselliğini yaşayan bir kadın dizilerde neredeyse hiç yok.

Büşra Karpuz: Böyle hikâyelerin yazılmasının sebebi olarak bunların sattığı ve halkın bunu istediği söyleniyor. Ama halkımız başka şeyler de izleyebiliyor. Bunun örneğini 90’larda Şaşıfelek Çıkmazı11 adlı dizide gördük. Aradan geçen bunca zaman içinde ayağı yere basan, hayatını özgürce yaşayabilen, kendi kararlarını kendi alabilen kadın karakterlerin olduğu hikâyeler de görüyoruz. Oysaki kadınlar kendi hikâyesini anlatma derdiyle ortaya çıktığında, onu izleyen de büyük bir kitle oluyor. Aklıma ilk geçen sene Bahar12 adlı dizinin bu kadar sevilmesi geliyor. Eleştirilecek çok yanı vardır ancak bir yandan oradaki kadın karakterin kendi ayakları üzerinde durma macerasını birçok insan izledi. Bunun yanında yapımcılarla anlaşıp kendi filmlerini yapmak isteyen insanlar belli bağlantılar bulup kendi sözünü söyleyebiliyor. Özel tiyatrolarda da isteyen istediği şekilde kendi tiyatrosunu kurup oyunlar çıkartabiliyor.

Değinmek istediğim başka bir nokta da kurum tiyatrolarındaki yönetici pozisyonları. Mesela İstanbul Şehir Tiyatroları’na baktığımızda bugüne kadar göreve gelmiş genel sanat yönetmenlerinden sadece ikisinin kadın olduğunu görüyoruz, biri de hâlihazırda görevde.

Devlet tiyatrolarına baktığımızdaysa hiç kadın yok, genel müdürler hep erkek. Peki, bunun sebebi nedir? Kadınlar yöneticilik yapmak istemiyor mu? Amatör ortamlarda tam tersi oluyor, organizasyonel işler daha çok kadınların üzerine kalıyor. Devlet kurumlarında yöneticilik pozisyonuna, karar mercilerine gelebilmek için belli aşamalar var mı yoksa kadınların aşması gereken ayrımcı engeller mi oluyor?

Gizem Erman Soysaldı: Hepimizin tahmin edebileceği gibi, her sektörün üst düzey pozisyonlarında yaşananlar oyunculuk sektöründe de yaşanıyor. Erkekler alan tutuyor, kadınlara bu tarz işleri yapamayacakları söyleniyor. Bu yüzden bu tarz pozisyonlara gelmek isteyen kadınlar sistemin içerisinde erkekler gibi davranıyorlar. Bu tarz yönetici pozisyonlarında kıstas otoriteyi sağlam kurmaktan geçiyor, kadınlar da buna göre sistemin bir parçası oluyorlar. Şehir Tiyatroları, Devlet Tiyatroları ve büyük kurum tiyatrolarında da durum bu şekilde.

Büşra Karpuz: Bunun karşısında eğitim hayatına baktığımızda çoğu öğrenci kadın. Konservatuvardaki arkadaşlarım sınıflarda bir iki erkek öğrencinin olduğunu söylüyor. Daha çok kadın öğrenci mezun oluyor, çalışmaya başlıyor ama yöneticilik statüsüne erkekler getiriliyor. Bu da çok büyük bir eşitsizliğe sebep oluyor çünkü yönetici pozisyonlardaki kişiler, o dönem oynanacak oyunlara ve nasıl bir dramaturji kurulacağına karar veriyor.

Kulüp içinde karşılaştığımız işbölümlerinde bunlara hem benzeyen hem farklılaşan örnekler var. Mesela daha ağır iş olarak görülen ışık alanında erkeklerin, kostüm alanındaysa kadınların çalışması gibi belirgin ayrılıklar olabiliyor. Biz BÜO’da bunu fark ettikten sonra kadınları ışık alanında çalışmaya teşvik ettik. Ancak turnelerde erkek salon görevlileri kadın ışıkçıları umursamayabiliyor, kadınların bu işi bilemeyeceğini ve yapamayacağını düşünebiliyor.

Erkekler sahnede parlayıp sanatçı olurken kadınların organizasyonel işlerde çalışıp sanattan uzak kalmasıyla da karşılaşıyoruz. Yönetmen tiyatrosu şeklinde çalışan kulüplerde yönetmenlerin erkek olduğunu ve oyunları onların seçtiğini görüyoruz. Kolektif çalışan yapılarda ise eğer ortak ilkeler etrafında da ortaklaşıldıysa dramaturji bütün ekip tarafından daha rahat tartışılabiliyor. Dramaturji tartışmaları dar ve karma olmayan yapılarda yapıldığında, ilkelerde ortaklaşılmadığında kolektif yapılar da bozulabiliyor. Aslında kolektif gruplarda kadınların da oyun hazırlama sürecine dahil olmalarını ve düşüncelerini daha rahat ifade edebilmelerini beklerken tam tersi durumlarla da karşılaşabiliyoruz.

Gizem Erman Soysaldı: Bu tarz durumlarda en başta konuştuğumuz küçük dönüşümler önemli. Mesela amatör bir tiyatro grubuyuz ve dışarıdan bir yönetmenle çalışmak istiyoruz. O zaman bir erkek yönetmeni değil de bir kadın yönetmeni çağırmak tercih edilebilir. Oyun tercihi yaparken bir kadın yazarın oyununu tercih edebiliriz. İleriki aşamalarda rejiyi toplumsal cinsiyete daha duyarlı ve feminist bakış açısından yorumlayabiliriz.

Güçlü kadın karakter isteği de çok yanlış anlaşılıyor. Sinemada, tiyatroda, televizyonda güçlü kadın derken aslında gerçek kadın istiyoruz. Yaşayan, uğraşan, mücadele veren, kendiyle çelişebilen, gerçek bir karakter istiyoruz. Örneğin bir kısa film yazılacaksa böyle bir karakter düşünmek iyi olabilir. Bu şekilde, gerilla usulü, sistemi dönüştürmeye çabalamak lazım.

Büşra Karpuz: Peki, bir oyuncu şiddete veya tacize uğradı, sendikaya başvurdu. Birim nasıl şikâyetler alıyor? Sendikaya şikâyette bulunmak için sendika üyesi olmak gerekiyor mu? Burada süreç nasıl işliyor? Kısaca sendikadan da bahsedebilir misiniz?

Gizem Erman Soysaldı: Oyuncular Sendikası Türkiye’de 2011 yılında kuruldu. Burası temelde sahne, perde, ekran ve mikrofon oyuncularının sosyal ve ekonomik hakları için mücadele veren bir işçi sendikası. Biz aslında meslektaşlarımızın çalışma koşullarının uluslararası standartlara kavuşması için çalışıyoruz. Sendikanın 1800 üyesi var. Üç senede bir değişen ve dokuz gönüllü oyuncudan oluşan bir yönetim kurulumuz var. Ben de bir senedir yönetim kurulundayım.

Türkiye’de problem oyuncuların sendikaya üye olmaması. Halbuki Amerika’da, İngiltere’de, Hindistan’da, Bulgaristan’da bütün oyuncular sendikalarına üye. Bu ülkelerde yapımcı, menajer ve cast direktörleri sendikaya üye olmayan oyuncularla çalışmıyor. Böylece herkes sendikaya üye oluyor. Türkiye’de ise sendika sahiplenilmiyor, üyelerin üçte biri aidat ödemiyor. Bütün yaptığımız çalışmalardan evvel bunlarla uğraşıyoruz.

Biz birimde audition sürecinden başlayarak prova, set, mikrofon, ekip buluşmasına kadar her alanda oyuncular için güvenli alanlar yaratmaya çabalıyoruz. Karşıt durumlarla karşılaşmamak için önleyici çalışmalar, eğitimler yapıyoruz. Sosyal medyada bilgilendirici videolar paylaşıyoruz. Bahsettiğim yedi protokol için tek tek derneklerle, menajerlerle ve sektörün tüm paydaşlarıyla protokolleri imzalasınlar diye masaya oturmaya çalışıyoruz. Bir yandan bunları yasalaştırmak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’yla iletişime geçiyoruz.

Birim olarak asıl uğraştığımız mesele, bizim de işçi olduğumuzun kabul edilmesi. Biz işçiyiz, yani 4A statüsünde13 olmamız lazım. Bütün dünyadaki oyuncular işçi olarak çalışıyor ama Türkiye’de yapımcılar serbest meslek makbuzu kestirip bize serbest meslek erbabı olarak muamele ediyor. Bu sayede de bizi sonsuza kadar çalıştırabiliyorlar. Geç saatlere kadar çalıştırıp fazla mesai ücreti vermiyorlar. Emeklilik hakkımız yok. Sette bir şey olursa da hiçbir şekilde bizden sorumlu değiller. Yani bir işçinin temel olarak sahip olduğu hiçbir hakka sahip değiliz. Bu sektörde gerçekten büyük paralar kazanan sadece 15-20 kişi var. Türkiye’de yaşayan oyuncuların çok büyük bir kısmı açlık sınırının altında yaşıyor.

Soruya dönecek olursak şikâyetler alıyoruz. Bu süreçten sonra huku­ki yönlendirme yapıyoruz. Dava sürecine girersek davaları takip ediyoruz. Mahkeme kabul ederse müdahil de oluyoruz. Bu tarz konular için kamuoyu oluşturmaya ve farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Şikâyette bulunacak kişi sendikaya üye olmak zorunda değil. Sendikaya üye olmamış bir oyuncu, eğer işyerinde bir mağduriyet yaşadıysa bize başvurabiliyor. Bir oyuncu yine oyuncu olan partneri tarafından işyeri dışında şiddete uğruyorsa bununla ilgilenemiyoruz ama birlikte bir tiyatro oyununda oynuyorsanız ve olay bir tiyatro provası bittikten sonra buluştuğunuz bir yerde yaşandıysa orası işyeri kapsamına girdiğinden biz müdahale edebiliyoruz.

Durumu telefonla bildirebiliyorlar ya da e-posta atabiliyorlar. Yaşadığı durumu anlatıp açıklamaya hazır olmadığını ya da bir aksiyon almak istemediğini, sadece sektörde yaşanan bir durumu haber vermek istediğini söyleyenler de oluyor. Bu tarz durumlarda kimseye açıklaması için ısrar etmiyoruz. Böyle travmatik bir olay yaşayan birine yardım­cı olmak için ilk yapılması gereken bireyin güvenliğini sağlamaktır. Kişileri hemen sosyal medyada ifşa paylaşımı yapmaya, dava açmaya zorlamamak gerekir çünkü kişi maddi veya manevi olarak bu sürece hazır olmayabilir. Kişinin üzerinde baskı kurmadan güvenli bir alan yaratarak ve o da hazırsa psikolojik ve hukuki destek sağlayabiliyoruz. Kişi isterse sosyal medyada ifşa edebilir, isterse bir avukatla görüşebilir. Kişinin hazır olduğu noktada biz bütün yolları anlatıyoruz ve destek sağlıyoruz. Karşı taraf sendika üyesi ise disiplin soruşturması açıyoruz ve üyelikten atabiliyoruz. Bir yandan her olay tekil, bu sebeple kullandığımız yöntemler değişebiliyor.

Büşra Karpuz: Her vaka kendine özgü olduğu için de sendika üyesi olmak önemli. Temelde iş güvenliği meselesinden bahsediyoruz. İş alanı dediğimizde bunu sadece sahnedeki alan gibi düşünmemek de önemli çünkü taciz birlikte yapılan organizasyonlarda da ortaya çıkabilir. Olayın yaşandığı yer sahnenin dışındaysa ve burası çalışma ortamı dışıymış gibi algılanırsa karşı tarafın bu tarz eylemlerde bulunması kolaylaşabiliyor.

Tacize uğradığımızda reflekslerimiz önemli. Olay yaşandığında tabii ki donakalabiliriz ki genelde donma tepkisi veririz ama bu anlarda faili kendinden uzaklaştırmak, kovmak, bağırmak ya da alanı terk etmek yani kendini savunmak önemli.

Gizem Erman Soysaldı: Travma bilgili yaklaşımla yapılan araştırmalar donakalmanın psikolojik bir refleks olmaktan çok fiziksel bir refleks olduğunu gösteriyor. Beden kendini savunmak için o an donuyor. Bu bilgi, tacize uğrayan birine “Niye bir şey yapmadın, niye ses çıkarmadın, niye bağırmadın, niye kaçmadın, niye o anda bana söylemedin?” gibi sorular sormamamız gerektiğini gösteriyor. Kişi bize anlattıktan sonra karakola gitmek, kamera görüntülerine bakmak, şikâyet etmek gibi gerekli aksiyonlar birlikte alınabilir. Tüm bunlar mağdurun rızası çerçevesinde gerçekleşmelidir. Mağdura nedenleri sormamak gerekiyor çünkü bu karşı tarafın yapmayı seçtiği bir eylem. Başımıza gelen, bizim yaptığımız herhangi bir şeyin sonucu değil. Bizim bir utanç duymamız gerekmiyor.

“Kadının beyanı esastır” ilkesini de konuşabiliriz burada. “Kadının beyanı esastır” demek Türk Ceza Kanunu’na göre direkt karşı tarafı hapse attıkları anlamına gelmiyor. Erkekler genelde böyle zannediyor. Bu cümle beyanların dikkate alınacağı, tehditlerin inceleneceği anlamına geliyor. Dolayısıyla toplum ve kamu vicdanında da aynı şey geçerli olmalı. Birisi cesaretle bir şey anlatabiliyorsa onu güvenli bir ortama alıp ona destek olmak ve olayı araştırmaya başlamak gerekiyor.

Büşra Karpuz: Kimse dinlenmeden suçlu ilan edilmiyor. Birisi gelip sizinle bir şey paylaştığında öncelikle ona inandığınızı belirtmeniz gerekiyor. Sonra da gerçekten “kadının beyanı esastır” ilkesini dikkate alıp araştırmaya başlamak ve kadının yanında olduğunuzu söylemek önemli ama bu süreçte düşülen bazı tuzaklar da var. Faili hemen uzaklaştırmak, kapı dışarı etmek, durumu tartışmamak gibi tavırlar kişinin özür dilemesi ve davranışının farkına varmasına engel olabiliyor.

Özellikle 18-25 yaş aralığındaki bireylerde suçlanan kişinin durumun farkında olmadığı vakalarla karşılaşıyoruz. Biz bir ısrarlı takip vakasıyla karşılaşmıştık. Kulüpten iki erkek arkadaş ve ben hakkında şikâyet olan kişiyle görüştük. Israrlı takibin ne kadar yanlış bir şey olduğunu anlattığımızda bunu anladı. Çalışma ortamına gelmeye devam etti ve artık gözlemlendiğinin farkındaydı. Ayrıca kendisine destek alabileceği yerler önerildi. Böyle çok dönüşüm hikâyesi ya da en azından karşılaşma hikâyesi var. Bu tarz durumlarda farklı kültür ve arka planlardan gelen, genç insanların birlikte çalışma yaptığını unutmamak gerekiyor. Tiyatro, göz önünde olmayı gerektiren ve popülaritesi olan bir iş. Kişiler bu tarz çevrelerde herkesin daha rahat hareket ettiğini düşünebiliyor.

Gizem Erman Soysaldı: Biz kamuya açık bir cinsel saldırı davasıyla karşılaşmıştık. Failin avukatı mahkeme başkanına “Bunlar oyuncular arasında çok normal. Bu insanlar karavanda kucak kucağa oturuyor. Dolayısıyla bu tip şeyler çok sıradan, her zaman yaşanılan şeyler.” dedi. Mahkeme başkanının buna inanması kadar normal bir şey yok çünkü biz oyunculuk mesleğini magazin programlarından biliyoruz. Oyunculuk çok zor, emek ve sabır isteyen, teknik bir meslek. Sadece sabah akşam magazin izleyen ya da sosyal medyada belli başlı şeyleri takip eden insanlar bu tarz algılara sahip olabiliyor. Dolayısıyla mesleğe dair bu algıları kırmak hepimizin görevi.

Büşra Karpuz: Soyunma odalarının ortak olduğu algısıyla da karşılaşıyoruz. Bazı üniversite kulüplerinde ayrı soyunma odalarının aşılması gereken bir durum gibi görüldüğünü, bunu istemeyen kişinin daha marjinal kaldığı ve rahat edemediğini de duyduk.

Son olarak önleyici çalışmalardan bahsedelim. Burada üçüncü seçeneği yaratmak önemli. Eğer kulüp içinde ya da dışarda eğitmenlik yapıyorsak ortamı hep gözetmek gerekiyor. Biri size şikâyette bulunuyorsa bunu gözlemlemeniz, dikkate almanız ve değerlendirmeniz gerekiyor. Birbirini eleştirebilmek de bunun bir parçası.

Kişilerin rahatsız olduğunu söyleyemediği konular sanatsal çalışmalara ket vurabiliyor. Böyle anlarda kişinin oyunculuk performansı düşüyor. Bu tarz anları dikkatle takip etmek ve buna göre aksiyon almak gerekiyor. Bu anlamda sendika zaten birçok çalışma yapıyor. Peki, önleyici çalışmalar nasıl tepkiler alıyor?

Gizem Erman Soysaldı: Senin verdiğin örnek internet sitemizde “Kostüm Provası ve Uygulamaları”14 kısmında var. Kostümle ve soyunmayla ilgili durumlar cinsiyete bağlı değil.

Ben, bırak erkek arkadaşımı, niye başka bir kadın arkadaşımın önünde soyunayım ki? Sonuçta bu benim bedenim. Bu utanmak veya utanmamak meselesi değil. Dolayısıyla kapalı bir bölme yapmak ve herkesin orada güvenli bir şekilde giyinip soyunduğundan emin olmak kadar basit bir çözüm düşünebiliriz.

Büşra Karpuz: Şimdi sorularla devam edelim.

Soru: Ben işin kurumsal tarafı ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Sektördeki ve setlerdeki işbölümlerini konuştuk. Devlet kurumlarında, siyasette belli kadın kotaları olduğunu görüyoruz. Bu tarz bir kadın kotası setlerde ya da kumpanyalarda var mı? Böyle bir kota bu sektörde işler mi?

Gizem Erman Soysaldı: Bazen yasalar iyi olsa da uygulanmasında sorunlar oluyor. Bazen sektör bazı konuları teamül olarak kabul ediyor. Eğer yasal olarak devlet kurumlarında böyle bir kota varsa bunun uygulanmadığını görüyoruz. Sahne önünde tabii ki kota yok çünkü kadın erkek rolleri ona göre yazılmıyor. Roller genelde eşit sayıda oluyor ama yönetim skalasında üst düzey karar vericiler genellikle erkekler oluyor. Büşra’nın dediği gibi özellikle kamera arkasında görüntü yönetmenleri, kameramanlar, ışıkçılar, set işçileri hep erkek. Kostümcüler genellikle kadın oluyor. Rejide biraz daha eşit oluyor. Uygulayıcı yapımcı ve onun ekibi de genellikle erkeklerden oluşuyor.

Soru: Yakınlık koordinasyonun olmadığı setlerde kişilerin güvenliği nasıl sağlanıyor, nasıl bir alan kuruluyor? Genel olarak sektörde yakınlık koordinasyonluğuna yaklaşım nasıl?

Gizem Erman Soysaldı: Daha önce el yordamıyla korunmaya çalışan bir güvenli alan pratiği vardı, aynı dünyadaki gibi. Örneğin #MeToo hareketi Amerika’da, özellikle Hollywood camiasında, bu alanı koruyacak yasaların veya güvenlik önlemlerinin olmamasıyla yükseldi. Özellikle kadınlar neler yaşadıklarını anlatmaya başladılar ve dünya ayağa kalktı. Dolayısıyla Türkiye’de de dünyadakine benzer şekilde yönetmenden yönetmene farklılaşan vizyon, hassasiyet, profesyonellik çerçevesinde değişen şartlarda bu sahneler çekiliyordu.

Yakınlık koordinasyonluğu tahmin ettiğimizden daha pozitif karşılandı. On üç projede yakınlık koordinatörünün kullanılması bunun en güzel göstergesi. Bu alan sadece kadınlar için açılmış bir alan da değil, erkekler de bazı sahnelerde rahatsızlık ve kararsızlık hissine kapılabiliyor. Bazen yakınlık koordinatörü yönetmenler, yapımcılar tarafın dan kabul edilse bile başrol oyuncular alışkanlıklarından ötürü direnç gösterebiliyor.

Özellikle erkek başroller bunu kendi iktidar alanına ve oyunculuğuna bir müdahale gibi görebiliyor.

Soru: Yakınlık koordinatörlerinin bir eğitim aldığından bahsettiniz. Bu eğitim hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz?

Gizem Erman Soysaldı: Dediğim gibi çok uzun bir eğitim süreci ve altyapısını hazırlamak da bizim için zor. Bunun için çalışmalara başladık ve en kısa sürede hayata geçirmek istiyoruz. Bu eğitimi alacak kişinin sektöre hâkim olması; psikoloji, dramaturji veya koreografi gibi alanlarda geçmişi olması gerekiyor. Dolayısıyla eğitime katılacak kişileri seçme de bir süreç gerektiriyor. Bizim eğitim sürecimiz de Oyuncular Sendikası çatısı altında yürürlüğe girecek, oradan takip edebilirsiniz. Bunun yanında yakınlık koordinasyonun bir de uluslararası birliği var, Intimacy Professionals Association (IPA) [Yakınlık Profesyonelleri Birliği].

Soru: Süreli eğitimlerde güvenli alanı sağlamak amacıyla çalışan, eğitmeni ya da arka planını araştıran mekanizmalar var mı? Özellikle kısa süreli atölye ya da çalışmalarda bu noktalara gereken önem veriliyor mu?

Gizem Erman Soysaldı: İçinde bulunduğumuz çağda sosyal medya gibi olanaklar bir risk ya da tehdit unsuruna karşı kişiler hakkında bizi bilgilendirebilir. Kendi alanınızdaki kişileri araştırmak ya da güvenilir olup olmadığına kanaat getirmek artık geçmiştekinden daha basit. Özellikle amatör oyunculuk eğitimi alanlarında kumpanyanın, kulüplerin ya da grubun kendine ait yazılı ilkeleri olması yararlı bir öneri olur. Örneğin, beden sınırlarını korumaya ve cinsiyetçi, homofobik ya da ırkçı söylemleri önlemeye dair kurallar konulabilir. Bu kurallar sosyal medya aracılığı ile paylaşılabilir, toplumsal bir dönüşümün tohumlarını atabilir.

Büşra Karpuz: Dışarıdan gelen çalıştırıcıyı tanımak ve değerlendirmek için çalışma dışındaki zamanlar da çok önemli. Çalışmada bulunan grupla bir değerlendirme yapmak, çalışma alanını sadece gelen kişiye teslim etmemek gerekiyor. Çalıştırıcı ile ayrı, kulüple ayrı bir değerlendirme yapmak süreci gözetmek anlamında iyi bir seçenek. Kişinin kafasına göre iş yapmadığı ve ortamı sizin kontrol altında tuttuğunuz bilgisi de o eğitmenin gözünde bu tarz ara değerlendirmelerle ciddiyet kazanır.

Soru: Erkeklerin sahada daha fazla bulunması, karar merci olmaları gibi eşitsizlik örnekleri görüyoruz. Bunun daha somut bir örneği de oyuncuların aldıkları ücretler. Bir kadın ve bir erkek iki başrol oyuncusu düşünelim. Neden kadın daha az ücret alıyor? Bununla ilgili bir şey yapılıyor mu?

Gizem Erman Soysaldı: Ne yazık ki sektörde eşit işe eşit ücret yok. Aynı üne ve kariyere sahip bir kadın başrol ile bir erkek başrol partner oluyor ve erkeğin aldığı ücret çok daha yüksek oluyor. Hiç kimse bunu sorgulamıyor, muhtemelen kadın oyuncu da bunu sorgulamıyor ve bunu normalleştiriyor. Oyuncular bunu konuşmaya ve buna karşı çıkmaya başladı. Biz sendika olarak yıllardır söylüyoruz, kampanyalar yapıyoruz ama bu mesele ilk defa sosyal medyada ve magazinde görünür oldu. Bu tip meseleler çalışma alanlarımızda değişiklik yapmadan düzelecek şeyler değil.

Soru: Ben çalışma yeri meselesinin yasadaki karşılığını merak ediyorum. Buradaki sınırlar tam olarak neler? Aslında tiyatroda ya da set ortamında tanışmış insanlar arasında yoğun provaların olduğu dönemlerde set sonrasında yapılan programlarda istismar ve tacizler olabiliyor. Bu bağlamda yasada işyeri meselesinin karşılığı nedir ya da sizin sendika olarak müdahil olabildiğiniz örneklerde mekânlar hangileridir?

Gizem Erman Soysaldı: Biz yasalar önünde işçi olmadığımız için hukuktaki işçilerin işyeri ve özel hayat maddesi bize uygulanamıyor. Ben en azından teamül olarak uluslararası literatürde nerelerin oyuncuların işyeri olarak sayıldığını söyleyebilirim. Mesela birlikte prova yapıyorsak ve provadan çıkıp hep birlikte yemek yemeye gittiysek orası işyeri sayılıyor. Aynı grupta biriyle ilişkimiz oldu, sevgili olduk ve prova sürecinde görüşüyoruz. Birbirimizin evine gidiyoruz ya da dışarıda görüşüyoruz: Bu artık bizim özel hayatımız. Turneye gidiyoruz, otelde kalıyoruz, buralar işyeri sayılıyor. Turnenin tamamı yani sahnede, yemekte, kafede, yolculukta geçen kısımlar, bunların hepsi işyerimiz.

Soru: Geçen seneden beri ifşalar silsilesine şahit olduk. Genellikle daha çok failin izleğine ya da hayatına şahitlik ediyoruz. “O nerede ne yapıyor veya sonrasında ne oldu, başına neler geldi, işine devam edecek mi?” sorularını duyuyoruz. Peki, bu yapılan ifşalardan sonra ifşayı yapan kadınlarla bir destek ve dayanışma mekanizması kuruluyor mu? İfşadan sonra işe alım gibi süreçlerde mağdurlara karşı ayrımcı önyargılar oluşuyor mu?

Gizem Erman Soysaldı: Mağdur kadın sosyal medya aracılığı ile bir ifşaya başvurmasa bile gelecek süreç kadın için oldukça zorlaşıyor. Öncelikle hukuki süreç çok meşakkatli, çok yavaş bir süreç. Bunun yanında sürekli işsiz kalma korkusu ile de karşı karşıyayız.

Evet, destek mekanizmaları işletiliyor. Sendika olarak bize başvuran kişiyi takip ediyoruz, bu bir telefon konuşmasıyla bile olabilir. Nasıl olduğunu, dava sürecinin nasıl devam ettiğini, bir ihtiyacı olup olmadığını sormak bile çok kıymetli.

Soru: Değişime, dönüşüme dair konuşmuştuk. Failin değişip dönüşeceğine dair güvence verdiği veya özür dilediği, destek almaya karar verdiği örneklerle karşılaşıyor musunuz?

Gizem Erman Soysaldı: Ben bu örnekleri Türkiye’de çok gözlemlemiyorum. Özellikle çok fazla göz önünde olan olaylarda böyle bir durum görmedim. Hatta işsiz bırakılan ya da ceza alan erkekler de görmüyorum. Biri diziden çıkarıldı, bir kişi tiyatrodan çıkarıldı, bir kişinin iki tane konseri iptal edildi. Bizim sektörden bir kısa film festivalinin sanat yönetmeni işten çıkarıldı ama bir yandan da festivali iptal ettiler. Kamuoyu önünde bedel ödeyen, işsiz bırakılan, kimsenin tekrar birlikte çalışmayacağı çok az kişi var. Başta öyle oluyor belki ama bir sene sonra yeniden çalıştığını, para kazandığını görüyoruz.

Bir de erk sahibinin haklı çıkma çabası hep vardır ve özür dileme, yüzleşme, sorumluluk alma kültürü yoktur. Geçtiğimiz ifşa süreçlerinde bir iki kurum bunu yaptı, o da sırf itibarlarını kaybetmemek için. “Biz bu fotoğrafçıyla bir daha çalışmayacağız. Kurum olarak toplumsal cinsiyet ve tacizle ilgili her türlü eğitimi alıyoruz. Bundan sonra çok daha dikkatli olacağız.” dediler ve bu konuda paylaşımlar yaptılar.

Büşra Karpuz: Son ifşa dalgasında bir iki örnek gördük. Bir tanesi daha samimiydi diğeri olayın üzerinden çok zaman geçtiği için destek aldığını ve özür dilediğini söylüyor ancak “Ben de böyle biriyim işte.” gibi bir tavır takınıyordu. Üniversitede okuduğum yıllarda ve mezun olduğumda dahil olduğum bazı görüşmelerde özür dilemenin çok önemli olduğunu gördüm. Bu bir sorumluluk gerektiriyor. Bir kişinin gerçekten hatasının farkına varıp en azından bir süre bu anlamda kendini dinlemesi, hangi konuda hatalı olduğunu anlaması ve sorumluluk alması önemli. Bu bir kişinin tek başına yapabileceği bir şey ama o ortamı oluşturacak öznelere de ihtiyaç var. O kişinin de hakkının korunabilmesine ve verdiği zararın farkında olup sorumluluk almasına olanak sağlayan bir ortam varsa kişinin dönüşmesi daha rahat oluyor. Keşke o ünlü isimlerden biri çıkıp gerçekten özür dilese ve sorumluluğunu alsa. Bunun bir daha yapılmaması için elinden geleni yapacağını söylese bu anlamda bir örnek teşkil edecek.

Soru: Çok az oyuncunun sendikalı olduğundan bahsettiniz. Bunun sebebi nedir? Sendikalı oyuncu istihdam edilmekte diğer iş kollarındaki gibi sorunlar yaşıyor mu?

Gizem Erman Soysaldı: 1980’lerden sonra bu oran düşüşe geçiyor çünkü 1980’e kadar Türkiye’de her mesleğin sendikası var. Olumsuz deneyimler yüzünden toplumun ve devletin apolitik nesiller yetiştirme politikası var. Örgütlü mücadele, sendika gibi kelimeler kulağa kriminal ve tehlikeli geliyor. Sinema Televizyon Sendikası, Görüntü Yönetmenleri Derneği, Yönetmenler Derneği gibi derneklerin birçok üyesi var ama bunlar kamera arkası işçilerle ilgileniyor. Oyuncular göz önünde oldukları için örgütlenmek kriminal geliyor. Düzeni değiştirmeye dair umutsuzlar, biraz da işsiz kalma korkuları var. Bunlar gerçek korkular değil çünkü hiçbir yapımcı ya da menajer çalıştığı oyuncunun sendikaya üye olup olmadığına dair bilgiye sahip değil.

Türkiye’deki konservatuvar eğitimi de dışarıya çok kapalı kuruluyor. Tek başına oyunculuk odaklı, diğer disiplinlerle ve dış dünyayla çok ilgili olmayan bir eğitim. Dışarıda bir atölye ya da kurs alınıyorsa da kimse tarafından sendika üyeliği anlatılmıyor.

Büşra Karpuz: Bu söyleşi için teşekkür ederiz.

 

1- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/rLBcW>

2- Türkçe karşılığı “hazırlamak”, “yetiştirmek” olan grooming, genelde çocuklara yönelik cinsel suçlarda çocuğun veya ailenin güvenini kazanma amacıyla cinsel suçu işlemeden önce yapılan hazırlık sürecini imler.

3- Audition bir film, tiyatro oyunu ya da genellikle kamera önü işler için kullanılan seçme yöntemi. Belli aşamalardan oluşan ve farklı yöntemlerle yapılan deneme çekimlerine de aynı isim verilir. Oyuncuların çekimi kendi imkanlarıyla yapıp ilgililere gönderdiği aşamaya self-tape denir.

4- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/bsmZj>

5- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/rLBcW>

6- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/XlQyI>

7- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/A5jKE>

8- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/PUB72>

9- George Pelecanos, David Simon (yapımcı), The Deuce (dizi), 2017.

10- 28 Ocak tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/1vWj9>

11- Mahinur Ergun (yönetmen), Şaşıfelek Çıkmazı (dizi), 1996.

12- Neslihan Yeşilyurt (yönetmen), Bahar (dizi), 2024.

13- Bir işverenin yanında maaş karşılığı çalışan kişiler 4A statüsünde sayılır. Bu kapsamda prim ödemeleri, çalışan adına, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kayıt altına alınır. Bu statü; primlerin düzenli yatırılması, emeklilik, sağlık, iş kazaları, doğum gibi durumlarda güvence oluşturur.

14- 28 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://shorturl.at/PUB72>