Batı Balkanlar: Feminist Barış İnşası, Yapıların Yeniden Düşünülmesini Talep Ediyor1
Zorana Antonijević
Çevirenler: Fatma Zehra Engin, Sıla Gündoğdu, Su Doğa Şahan
Bu yazı, Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nün bü’de kadın gündemi adlı bülteninin Bahar 2026 tarihli 50. Sayısında yayımlanmıştır.
Analiz: Yükselen otoriterlik, militerleşen siyaset ve toplumsal cinsiyet karşıtı tepkinin güç kazandığı bir dönemde Batı Balkanlar’da feminist barış hem bir direniş pratiği hem de güvenlik kavramının yeniden tahayyül edilmesi anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) Kadın, Barış ve Güvenlik Gündemi’nin (KBG) resmî çerçevelere uyumun ötesinde ele alınması; itina, adalet ve dayanışma üzerinde temellenmesi gerekir. Bu tehlikeli zamanlarda bölgenin dört bir yanındaki kadınlar hafızayı, direniş alanına dönüştürerek barışı paylaşılan bir umut pratiği ve kolektif sorumluluk olarak yeniden tanımlıyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1325 sayılı kararının kabulünün üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçmişken “Kadın, Barış ve Güvenlik” başlıklı gündemin kapsamı, ilk odak noktası olan 3P ve 2R2 ilkelerinin ötesine geçerek önemli ölçüde genişletildi. Bu gündem; dönüştürücü gücünü, militarize ve devlet merkezli güvenlik anlayışına karşı çıkmasından ve bu anlayışı itina, çevresel adalet ve kesişimselliğe dayanan bir perspektifle dönüştürme hedefinden alıyor. Günümüzde bu gündem iklim şokları, dijital zararlar, dezenformasyon, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler ve kadına yönelik süregelen şiddetin birleşerek toplumsal cinsiyete dayalı güvenlik tehditlerine dönüştüğü bir duruma hitap etmelidir. Bu anlayış insan ve insandışı dünyalara nasıl değer verdiğimize dair bir dönüşüm gerektiriyor, bunun için de hem dünyanın hem de içinde yaşadığımız kırılgan koşullar bağlamında gündelik, ilişki odaklı özen pratiklerinin toplumların sürdürülebilirliği açısından temel olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu yüzden KBG’nin odağı artık sadece müzakere masalarındaki kadınlarla sınırlı kalmamalı aynı zamanda “görünmez” itina, toplumsal yeniden üretim ve toplumsal direnç alanlarında rol alan bilginin ve eylemin özneleri olan kadınları da kapsamalıdır.
Daha Az Sembolizm, Daha Fazla Yapısal Değişim
Bu kavramsal arka plan ışığında, Batı Balkanlar’daki politik gerçeklikler bilindik kısıtlamalar sunmaktadır. Avrupa Birliği’ne (AB) katılım sürecinin dengesiz gidişatının, “demokrasiden önce istikrar”ı önceleyen teknokratik3 tercihler ile birleşmesi; dönüştürücü bir değişimden ziyade sadece biçimsel düzeyde kalan bir uyum sürecine yol açtı. Sonuç olarak toplumsal cinsiyet eşitliği kanunları ve BMGK 1325 eylem planları kâğıt üstünde var ancak hayata geçirilme konusunda hâlâ zayıf kalıyor.
Milliyetçi politikaların bölgedeki barış ve uzlaşı yolundaki en büyük engel olduğuna dair toplumdaki yaygın kanıya rağmen geçiş dönemi adaleti4 genellikle göstermelik, sembolik “özür” jestleri ve seçici kovuşturmalarla sınırlıdır. Bugüne kadar yürütülen bu çabalar ne ortak bir geçmiş anlatısı oluşturabilmiş ne de hasarın altında yatan yapısal sebepleri ortadan kaldırarak çözüme ulaştırmakta başarılı olabilmiştir. Toplumsal cinsiyet perspektifi çoğunlukla yok sayılmış ve çatışma ile bağlantılı cinsel şiddet meselelerine indirgenmiştir.
Çatışmalarda cinsel şiddet meselesi her ne kadar önemli olsa da sadece buna dayalı bir yaklaşım, ateşkeslerden uzun süre sonra bile hasara yol açmaya devam eden ekonomik, sosyal ve politik koşulların gözden kaçırılmasına ve istenmeden de olsa kadınların sadece “mağdur” konumunda olacağı anlayışının güçlenmesine sebep olabiliyor.
Uzlaşma Süreçleri Genellikle Kadınlar Tarafından Yürütülürken Taraflar Arasındaki Görüşmeler Erkeklerin Tekelinde Kalıyor
Kadınlar, Yugoslav Savaşları’ndan sonra ilk karar tasarısının oluşturulmasında kilit bir rol üstlenmiş olsa da bölgedeki barış süreçlerine ve denetleme mekanizmalarına katılımları genellikle sivil toplum istişareleri ile sınırlandırılıyor, resmî müzakereler ise çoğunlukla erkek elitler tarafından yürütülüyor. Bunun sonucunda anlaşmalar, kadınların önceliklerini gözden kaçırma ve toplumsal cinsiyet meselesini bütünüyle yok sayma eğiliminde oluyor. Bütün bunlara rağmen kadınların kurduğu sivil toplum kuruluşları; güveni tekrar inşa etmek, uzlaşmayı teşvik etmek ve toplumsal cinsiyeti kapsayıcı barış müzakerelerini sağlamak için farklı etnik gruplar arasında iş birliği oluşturdu.
BM’nin Gençlik, Barış ve Güvenlik gündemi (GBG) kararları (2250/2419/2535) eğitimi bir engelleme ve uzlaşma aracı olarak kabul etse de bölgede KBG/GBG kararlarının pratiğe dökülmesinde eğitim ayağı zayıf kalıyor. Okul müfredatları genellikle farklı toplumların tarih anlatıları ile ilişki kurmanın önemini yok sayıyor. Buna karşılık, tek etnik gruba dayalı eğitim sistemleri güvensizliği güçlendirirken hoşgörü eğitimini ve toplumsal cinsiyet çalışmalarının yarattığı fırsatları da kısıtlamış oluyor.
Sivil toplum, bölge genelinde bu boşlukları kapatmak için çalıştı. Kadınların öncülüğündeki bu girişimler, güvenlik güçleri içindeki pazarlık ya da göstermelik hareketlerden öte kadınların anlamlı katılımlarını yükseltiyor. Bu girişimler hayatta kalanlardan alınan bilgileri ve toplumsal cinsiyete dayalı bir bakış açısı kullanarak sözlü tarih anlatıları ve kadın mahkemeleri gibi doğruya ulaşmanın ve geçmişi anmanın hukuk dışı yollarını öne sürüyor. Bu pratikler, sorumluluk alınması için gereken toplumsal koşulları sağlayarak savaş suçlarının cezalandırılmasına katkı sunuyor.
Tabandan Yürütülen Uzlaşma Çalışmaları Finansman Sıkıntısı İçinde ve Gittikçe Artan Saldırılar Altında Kalıyor
Yine de bu tür çalışmalar devam eden bir finansman sıkıntısı içinde bulunmaktadır. Anlatıları değiştirmek ve topluluğu yeniden inşa etmek için çalışan daha yavaş ve yerel tabanlı çabalar devamlı bir destek bulmakta zorlanırken bağışçı teşvikleri hâlâ Ulusal Eylem Planları gibi resmî araçlardan yana tercihte bulunuyor.
Fon açığı, devlet tarafından organize edilen sivil toplum kuruluşlarının yükselişi ve toplumsal alanı kısıtlayan yeni yasal ve idari tedbirlerle birlikte bağımsız gruplar için oldukça daralan ortamlar yüzünden daha da kötüleşiyor. Örneğin, Sırp Cumhuriyeti’nde5 Şubat 2025’te kabul edilen “yabancı ajanlar” kanunu, dışarıdan destek alan ve politik aktivitelere dahil olmuş organizasyonları “yabancı etki ajanları” olarak nitelendiriyor. Bu da örgütlenme ve ifade özgürlüğü üzerinde tahmin edileceği üzere korkutucu etkiler yaratabilir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan haklarına yönelik çalışmalar için bölge daha da zor hâle geliyor. Bölgenin bazı kesimlerinde, bağışçıların desteğini geri çekmesi ve iç siyasi baskılar bağımsız kadın ve gençlik organizasyonlarının alanını kısıtladı. Kadın gazeteciler ve insan hakları savunucuları SLAPP6 tarzı davalarla, karalama kampanyalarıyla ve şiddet tehditleriyle karşı karşıya kalıyor; ruhsat verme ve hizmet standartları bazen toplumsal cinsiyete dayalı şiddete dair bilgi ve hizmet veren uzmanlaşmış personelleri engellemek için kullanılıyor.
Dijital Platformlar Militerleşmiş Erkekliğe ve Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddete İkinci Bir Ev Oluyor
Buna bağlı olarak kadına karşı şiddet temel bir güvenlik sorunu olarak yükselir. Siyasette ve toplumsal alanlarda artan militerleşme ve savaştan kalan miras, toplumsal cinsiyet normlarını ve erkekliğe dair fikirleri etkilemeye devam ediyor. Güncel veriler çok sayıda kadın cinayetinin ateşli silahlarla işlendiğini, Batı Balkanlar’da ateşli silah sahiplerinin ve silahla işlenen suçların faillerinin büyük çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğunu gösteriyor. Bu dağılım kadınlara ve toplumda ezilmiş gruplara yönelik düşmanlığı meşrulaştıran; savaş anıları, milliyetçilik ve kırılgan ekonomik koşullar tarafından şekillenen militerleşmiş ve şiddete yatkın erkekliği yansıtıyor. Kurumsal tepkiler ise mağdur suçlayıcı yaklaşımları ve adalet ile destek mekanizmalarına ulaşımı sınırlayan parçalı hizmetler nedeniyle tutarsız kalıyor.
Dijital platformlar bu zararları daha da kötüleştiriyor. Kadınların yarısından fazlası çevrimiçi teknolojiler aracılığıyla gerçekleşen saldırıları, tacizleri, istenmeyen cinsel içerikli mesajları, özellikle Facebook ve Instagram’da yoğunlaşan hesap ihlallerini bildiriyor. Algoritmik öne çıkarma ve fenomenler arası çapraz tanıtım7, kadınları düşman olarak gören ve eşitliği bir tehdit olarak algılayan cinsiyetçi anlatıları teşvik ediyor. Çevrimdışı ortama taşan göz korkutma ve taciz tesadüf değildir. Bu, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin nasıl güç kazandığının temel bir göstergesidir.
Toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin yükselişi Batı Balkanlar’daki en organize ve istikrar kaybettiren güçlerden biri oldu. Aşırı muhafazakâr değerlerle milliyetçiliği, popülizmi, AB’ye karşı şüpheciliği ve otoriter siyaseti birleştirerek kadın ve LGBTİ+ haklarına saldırıyor, üreme özgürlüklerine karşı çıkıyor ve “geleneksel” aile modellerini teşvik ediyor. Milliyetçi grup ve partilerle, (akademik kurumlarda yerleşmiş) otoriter anlatılarla sıkı bağları olan bu hareket, ana savaş alanı olarak dijital ortamı kullanıyor. Kürtajı ve üreme haklarını hedef alan kampanyalar, dijital stratejilerin kadın haklarına saldırmak için nasıl kullanıldığını gösteriyor ve demokratik ilerlemeyi zayıflatıyor.
Son Zamanlarda Sırbistan’da Gerçekleşen Protestolara Baskılar Kadınları Farklı Şekillerde Etkiledi
Sırbistan’da neredeyse bir yıl süren öğrencilerin öncülük ettiği protestolar toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlerin sivil topluma katılım bedellerini nasıl artırdığını net bir şekilde gösterdi. Yolsuzluğa dair uzun süredir var olan endişeler ışığında, Sırbistan’ın ikinci en büyük şehrindeki bir tren garının çatısının çökmesi ve birçok kaybın verilmesi sonrası başlayan protestolar ülke çapında üniversitelere, liselere, sokaklara kadar yayıldı. Yetkililer; protestolara tutuklamalarla, gözdağıyla, eğitim kurumlarına baskıyla yanıt verdi. Böylece barışçıl bir şekilde toplanma veya siyasi görüşleri ifade etme gibi temel hakları kullanmanın yüksek risk barındırdığı bir ortam oluştu.
Bu ortamda kadınlar -öğrenciler, aktivistler, gazeteciler ve akademisyenler- güvenliklerini ve eylemlere katılımlarını etkileyen toplumsal cinsiyete özgü risklerle karşı karşıya kalıyor. Protestolarla ve tutuklamalarla ilgili yapılan haberlerde cinsel saldırı ve tehditler, çevrimiçi ve çevrimdışı platformlarda karalama kampanyaları, kişilerin izni olmadan internette özel bilgilerin paylaşılması ve hatta fiziksel şiddet gibi olaylar anlatılıyor. Bunlara ses çıkaran kadınlar iftiralarla hedef alınıyor ve birçok kadın akademisyen de protestoları desteklediği ya da istismarı eleştirdiği için ölüm tehditleri almış durumda.
Buradaki örüntü net: Hem çevrimiçi hem de çevrimdışı platformlarda toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve tehditler kadınları sessizleştirme, itibarını sarsma ve onları kamusal alandan dışlamayı amaçlıyor.
Batı Balkanlar’da KBG Stratejisini Doğru Yola Sokabilmek İçin Gereken Üç Taahhüt
İlk olarak ortaya çıkan güvenlik endişelerini feminist perspektiften ele alabilmek için önlemlerin vurgulanması gerekiyor. Bu yaklaşım itinanın, iklim krizinin, kesişimsel eşitsizliklerin ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin temel güvenlik unsurları olarak tanınmasını içeriyor.
İkinci olarak insan haklarına ve feminist aktivistlere karşı yükselen toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri, devletlerin önderliğindeki savaşları tanımak ve bunlara karşı çıkmak gerekiyor. Bu sivil alanın hukuki güvenceler, bağımsız izleme mekanizmaları ve bağışçıların desteğiyle muhafaza edilmesini içeriyor. En önemlisi de bağımsız kuruluşları “yabancı ajanlar” olarak adlandıran kanunları reddetmek gerekiyor.
Üçüncü olarak hayatta kalanların öncülüğünde yapılan belgelendirmeleri, bölgesel hafıza projelerini, kapsayıcı bellek çalışmalarını ve kovuşturmaları destekleyerek geçiş dönemi adaleti ile feminist barış inşasını bütünleştirmek gerekiyor. Böylece hem hukuki bir başarı hem de toplumsal pratik olarak sorumluluğun teslim edilmesi sağlanmış olacak. Bu yaklaşım bir barış politikası ve pratiği olarak eğitimi teşvik etmeyi ve eğitimin içine çeşitli perspektiflerle toplumsal cinsiyet çalışmalarını dahil etmeyi içeriyor.
Bu öncelikler KBG’yi kökten değiştiren şeyler değildir. Aksine, geri tepkiyi ve şiddeti mümkün kılan materyal koşulları azaltıyorlar. Bu şekilde KBG; teknokratik bir liste olmaktan çıkabilir ve güvenliği itina, demokrasi, adalet ve eşitliğe dayanan ortak bir değer olarak yeniden tanımlamayı hedefleyen normatif, siyasi bir projeye dönüşebilir. Batı Balkanlar’da geri tepkinin yüksek olduğu bir dönemde feminist barış inşası, kadınları mevcut yapıların içine dahil etmekten daha fazlasını yani yapıların kendisini tekrardan düşünmeyi talep ediyor.
1- Metnin İngilizce orijinali için bkz. Zorana Antonijević, “Western Balkans: Feminist Peacebuilding Demands Rethinking the Structures”, 29 Ekim 2025, 22 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://www.boell.de/en/2025/10/29/ feminist-peace-hostile-times-future-wps-western-balkans> Yazarın ve yayıncının izniyle çevrilmiştir. Metindeki vurgular yazara aittir. (ç.n.)
2- 3P participation (katılım), prevention (engelleme) ve protection (koruma) terimlerini; 2R ise relief (rahatlama) ve recovery (iyileşme) terimlerini kapsamaktadır. (ç.n.)
3- Devlet yönetiminde sanayi, ekonomi gibi teknik işlerde yönetimin teknisyenler ve uzmanlar tarafından yapılmasına dayalı bir sistemdir. (ç.n.)
4- Geçiş dönemi adaleti kavramına dair daha detaylı bilgi için bkz. “Geçiş Dönemi Adaleti”, 26 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir. <https://demos.org.tr/k/ gecis-donemi-adaleti/> (ç.n.)
5- Sırp Cumhuriyeti, Bosna Hersek Federasyonu içinde bulunan üç politik yapıdan biridir. (ç.n.)
6- SLAPP yani Strategic Lawsuit Against Public Participation [Kamusal Alana Katılıma Karşı Stratejik Davalar]; güçlü özneler tarafından toplumsal öneme sahip konularda kendilerini eleştiren kişi ve organizasyonlara karşı açılan sansürleme, korkutma, susturma amaçlı davalardır. (ç.n.)
7- Bu terim, metnin İngilizce orijinalinde cross-promotion şeklinde geçmektedir. Biz çapraz tanıtım olarak çevirmeyi tercih ettik. (ç.n.)
