Yoksulluk Söyleşileri Üzerine Değerlendirme

Nebile Sena Başar, Su Doğa Şahan, Zeynep Kurt

Bu yazı, Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nün (BÜKAK) bü’de kadın gündemi adlı bülteninin Bahar 2023 tarihli 44. sayısında yayımlanmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) olarak 2022 yaz döneminde yoksulluk üzerine iki günlük bir okuma-tartışma çalışması yürüttük. Çalışmanın ilk gününde kadın yoksulluğuna dair teorik çerçeve çizen metinler okuyup tartıştık. İkinci gün ise eğitim, barınma, sağlık, göç gibi alt başlıklar üzerine seçtiğimiz metinleri tartıştık. İkinci günkü tartışmamızın temel eksenlerinden birini öğrenci ve genç kadınların yoksulluk deneyimleri oluşturdu. Bu iki günlük çalışmanın sonunda içinde bulunduğumuz ekonomik kriz derinleşirken kadınların ve öğrencilerin bu krizden nasıl etkilendiklerini, yoksulluğu ne şekillerde yaşadıklarını araştırmak üzere yazın kampüsteki öğrencilerle söyleşi yapmak istedik. Hazırladığımız anket ve sorularla, yaz döneminde 17 öğrenciyle söyleşi yaptık. Aynı zamanda hazırladığımız soruları bir form hâline getirerek sosyal medya hesaplarımızdan yaygınlaştırdık. Bu formu 21 öğrenci doldurdu. Daha çok veri toplayabilmek amacıyla ocak ayında bu formu kısaltıp tekrar sosyal medya hesaplarımızda ve Boğaziçi öğrencilerine ve mezunlarına açık bir Facebook grubu olan Boğaziçi BUDDYde paylaştık. Bu yeni formu ise 67 öğrenci doldurdu. Okuduğunuz bu yazı, yaptığımız yüz yüze söyleşiler ve paylaştığımız formlara gelen cevaplar üzerine toplumsal cinsiyet perspektifiyle yazılmış bir değerlendirme. Öğrenciler ve yeni mezunlar için ayrı formlar hazırladık fakat yeni mezunlardan genel bir analiz sunmaya yetecek kadar yanıt alamadık. Hazırladığımız formları sosyal medya hesaplarımızdan da paylaştığımız için Boğaziçi Üniversitesi dışından da öğrenciler yanıtlamıştı ancak çoğunlukla Boğaziçi öğrencilerinden cevap aldık. Bu nedenle değerlendirmemizde Boğaziçi öğrencilerinin cevaplarını dikkate alarak okul ve çevresindeki durumun analizini yapmayı amaçladık. Cevapları barınma ve ulaşım, eğitim, beslenme, sağlık, sosyal yaşam ve tüketim alışkanlıkları, maddi gelir, gelecek kaygısı başlıkları altında değerlendireceğiz.

Barınma ve Ulaşım

Yazın yaptığımız söyleşilere katılan 15 kişi öğrenci evinde, 17 kişi yurtta, 4 kişi aile evinde kaldığını belirtirken 1 kişi evsiz olduğunu ve arkadaşlarında konakladığını, 1 kişi ise hem öğrenci evinde hem aile evinde kaldığını belirtmiş. Ocak ayında paylaştığımız formu dolduran kişilerin ise 37’si yurtta, 16’sı öğrenci evinde, 15’i de aile evinde kalıyor. Grafik 1 ve Grafik 2’den iki ayrı dönemdeki barınma yeri dağılımlarını inceleyebilirsiniz.

Grafik 1
Grafik 2

Kaldıkları yeri seçme sürecine dair çoğu öğrenci seçim şansları olmadığını ve kaldıkları yerde zorunluluktan kaldıklarını belirtmiş. Birçok kişi eve çıkmayı tercih ettiği hâlde kira fiyatlarını karşılayamayacağı ve yurdun daha uyguna geleceğini düşündüğü için yurtta kalıyor:

“En uygun okulun yurdu vardı kalabileceğim. Evde kalmayı tercih ederim 6 kişilik oda yerine ama yapabileceğim bir şey yok.” (Sıkkınım, 19, kadın, Dilbilim 1. sınıf)

“Öncelikle öğrenci evinde kalmak istedim. Bir yaz boyu Avrupa yakasının her yerinde bütçeme uygun ev aradım fakat bulamadım. Yurda yerleşmek zorunda kaldım. Kilyos yurduna…” (aybatur, 19, erkek, Psikoloji 1. sınıf)

“İstanbul’da kiralar çok yüksek olduğu için eve çıkamadım, yurtta kalmak zorundaydım.” (Anonim, 20, kadın, Felsefe 1. sınıf)

Benzer şekilde ailesiyle kalmakta sorun yaşamadığı için aile evinde kalmayı tercih ettiğini söyleyenlerin yanında zorunluluktan dolayı aile evinde kaldığını belirtenler de var:

“Seçme şansım yoktu.” (Nick name, 24, kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 1. sınıf)

“Aile evinden çıkmak istedim, hatta 1 dönem Kilyos’ta bile kaldım ama İstanbulluyum diye Kilyos harici yurtta kalamıyorum ve eve çıkmaya bütçem yok.” (gkd, 21, erkek, İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf)

“Seçmedim, zorunda kaldım. Yurt fiyat performans olarak çok yetersiz bu yüzden seçmedim.” (Merve, 19, kadın, Psikoloji hazırlık)

“Doğduğumdan beri İstanbul’da ailemle beraber yaşıyorum. Üniversiteyi de İstanbul’da kazandığım ve ailem ile kalmakla ilgili bir sıkıntım olmadığı için böyle devam ediyorum.” (19, kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, 1. sınıf)

Barınma sorusuna verilen cevaplar çoğu öğrencinin kaldıkları yeri kendi tercihlerinden bağımsız olarak ekonomik nedenlerle seçtiklerini gösteriyor. Ekonomik nedenlerle yurdu tercih ettiğini söyleyen çok sayıda öğrenci olsa da yurt kapasiteleri yetersiz. 2022 güz döneminin başlangıcında Boğaziçi’nde bir yurt krizi yaşanmıştı. Hazırlık kampüsü Kilyos’tan Anadolu Hisarı’na taşınırken öğrencilerin barınma ihtiyacına yönelik bir önçalışma yapılmamıştı. Hazırlık öğrencilerinin bir kısmı yatak eklenerek kapasitesi artırılan Kandilli yurtlarındaki odalara yerleştirilirken 600 öğrenci açıkta kaldı. Yönetim yurt krizinin asılsız olduğunu iddia eden bir açıklama yayımladı.1 Öğrencilere ise yurt ve burs başvurusunda bulunmaları için Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED), Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) ve Boğaziçi Yöneticiler Vakfı (BYV) olmak üzere üç kurumu önerdi. BURA ve BYV ise yurt arayan öğrencilere cemaat ve tarikat yurtlarını önermişti.2 Okul daha sonra Kandilli yurtlarına yerleştirilen kadın öğrencilerin başka yurtlara transfer edileceğini, bu yurda sadece erkek öğrencilerin yerleştirileceğini açıkladı. Bu karar da tepki çektiği için geri alındı. Daha sonra ise başvuru yapan hazırlık öğrencilerinin çoğu yeni ranzalar eklenerek kapasitesi artırılan Hisarüstü’ndeki yurtlara yerleştirildi. Kalan öğrencilerdense Kredi Yurtlar Genel Müdürlüğünü’nün (KYK) yurtlarına yerleştirilenler oldu. Tüm bu süreç öğrencilerin Boğaziçi’nde yaşadığı barınma sorununu gözler önüne seriyor. Öğrenciler yurtlara yerleşmiş olsa da yurt krizi farklı biçimlerde devam ediyor. Öğrencilerin yerleşmesinin yanında nereye yerleştikleri, ders gördükleri kampüslerle yurtları arasında ne kadar yol gitmek zorunda kaldıkları da önem taşıyor. Katılımcılardan biri sürmekte olan bu soruna işaret ediyor:

“Hisarüstü’nde eğitim gören öğrenciler Kilyos’taki yurtlarda, Anadolu Hisarı’nda eğitim gören öğrenciler Hisarüstü’nde kalıyor. Yurtlar yetmiyor.” (gkd, 21, erkek, İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf)

Var olan yurtlara ek ranza konularak yurt krizinin çözülmeye çalışılması da öğrencilerin hangi koşullarda barınacağı sorusunu doğuruyor. Öğrencilerin yurtlarda yaşadıkları alanlar halihazırda küçükken daha da küçülüyor. Öğrencilerin yurtsuz kalması, tarikat yurtlarına yönlendirilmeleri, barınma koşullarının kötüleşmesi ve süreç içindeki belirsizliklerden dolayı mağduriyet yaşamaları öğrencilerin barınma hakkını merkeze alan bir politika yürütülmediğini gösteriyor. Barınma hakkı temel bir hak olmasının yanı sıra diğer haklarla da yakından ilişkili. Örneğin öğrenciler için barınma hakkının ihlal edilmesi eğitim hakkının ihlal edilmesi anlamına da gelebilir. Yurda yerleşemediği için kazandığı üniversiteye gidemeyen, yüksek kiralardan dolayı okurken bir yandan çalışmak zorunda kalan veya okuluna yakın bir yerde barınamadığı için okula giderken uzun süre yol gitmek zorunda kalan ve bunun yorgunluğunu yaşayan öğrencileri düşündüğümüzde bu öğrencilerin sadece barınma hakkı değil eğitim haklarının da ihlal edildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca kadın öğrencilerin eve çıkmasının ahlaka uygun olmadığına dair toplumdaki ataerkil normlar düşünüldüğünde kadın öğrencilere yurt imkânı sunulması ayrı bir önem taşıyor. Kadın öğrenciler ev yerine yurtta kalmaları hatta cemaat yurduna yerleşmeleri konusunda ailelerinden baskı görebiliyor.

Yaptığımız anket ve söyleşilerde öğrencilere kaldıkları yerde güvende hissedip hissetmediklerini sorduk. Yurtta kalan öğrenciler çoğunlukla kaldıkları yerde güvende hissettiklerini belirtmiş olsa da trans bir kadın, erkek yurdunda kalmak zorunda kaldığı için yaşadığı güvensizlikten bahsediyor:

“Hem evet hem hayır. Trans kadın olduğum için bazen ‘burası erkek yurdu’ diye gereksiz yere kimlik kontrolüne maruz kalıyorum. Erkek nüfusunun bu kadar çoğunlukta olduğu bir yerde kapımı kilitlemeden uyuyamıyorum. Bir yandan da üniversite yurdunda ‘dış dünya’ya kapalı olduğum için güvende de hissediyorum.” (Irmak, 28, kadın, Fizik doktora)

Yurtlarla ilgili diğer bir önemli nokta ise yurtlardaki denetim mekanizmalarının son dönemde arttırılmış olması. Pandemi dönemiyle birlikte yurtlara giriş-çıkışlarda turnikeden geçme zorunluluğu getirildi. Yine geçtiğimiz dönem hazırlık eğitimi alan öğrencilerin yerleştirildiği Superdorm’a da turnike konuldu. Turnikelerin çoğu zaman “güvenlik“ amaçlı konulduğu öne sürülüyor. Güvenlik söylemiyle dışarıdan gelecek bir tehdit ifade ediliyor. Oysaki yukarıdaki alıntıda trans kadın öğrencinin değindiği gibi içerisi de her zaman güvenli değil. Dolayısıyla içeriyi dışarıdan gelecek tehditlere karşı koruma söylemi gerçeği yansıtmıyor, bu uygulama öğrenciler üzerindeki denetimi artırmaya ve meşrulaştırmaya hizmet ediyor. Bu noktada okula yeni gelen öğrencilerin de turnikelerin son dönemde koyulduğunu öğrenmesi önem taşıyor. Turnikelerin olmadığı dönemde okulda şimdikinden daha güvensiz bir ortam yoktu. Bunun bilinmesi kampüsteki turnikelerin varlığının meşrulaştırılmaması açısından önemli.

Öğrenci evinde kaldığını belirten öğrenciler ise ev arama sürecinde ve sonrasında yaşadıkları zorluklardan bahsediyorlar. Bazı öğrenciler yüksek kiralar nedeniyle ev bulmakta zorlandığını belirtiyor. İstanbul’da birçok mahallede kiralar artarken Boğaziçi Üniversitesi’nin bulunduğu Hisarüstü ise İstanbul’da 2021’de ev kiralarının en çok arttığı mahalle oldu. Haberlere göre Hisarüstü’nde kiralar 2020’den 2021’e %290 oranında arttı.3 Kötü durumdaki evlere ve yüksek kiralara rağmen öğrenciler Hisarüstü’nde ev bulmakta zorlanıyor.

“Ev sayısı çok azdı ve fiyatlar çok yüksekti. Hisarüstü’ndeki evlerin koşulları çok kötü ve fiyatları çok yüksek olduğu için Etiler/Uçaksavar civarında ev bakmaya başladık. Şu anki kiramız evi tuttuğumuz zaman için yüksek olsa da şu an için uygun geliyor.” (Meltem, 22, kadın, Ekonomi 4. sınıf)

Öğrenciler üniversite çevresindeki evleri tutmak zorunda olduğu için kira fiyatları kolayca arttırılabiliyor. Kiralara yapılan zamlar sırasında ise devletin belirttiği sınıra uyulmadığını ama evden çıkarılma kaygısıyla buna itiraz etmekten çekindiğini veya tehdit edildiğini belirten birçok öğrenci var:

“Biz ev arkadaşımla devletin koyduğu bu sınırın farkındaydık ama bunu dillendiremedik çünkü adam bizi şöyle tehdit etti: Eğer bu parayı vermezseniz, ben gelip yerleşeceğim o eve. Biz de avukat bulmak ve hukuki süreçler biraz gözümüzü korkuttuğu, bir de ev sahibimizle ters düşmek istemediğimiz için kabul ettik. Zaten “isterseniz çıkın ama bu civarda 6000-7000 liradan ucuza ev bulamazsınız” dedi bize, ki öyle de. Biraz gözümüz korktuğu için kabul ettik.” (Anonim, 22, erkek, İşletme 4. sınıf)

“%55 kadar bir zam geldi devletin koyduğu sınırdan yararlanma hakkımız olduğu hâlde. Büyük kısmı yalan olan bir sürü bahane sayılarak evden çıkarılmakla, apartmana kamera konulmasıyla tehdit edildik. Bunların hepsini yapma gücü bulmasının sebebi 3. arkadaşımızın ev sahibinin bilgisi dahilinde evde yaşaması ama kontratta adının olmamasıydı.” (deniz, 21, kadın, Sosyoloji 3. sınıf)

“Önceki evimde ev sahibim 2.250 TL olan kiramızın 5.500 olmasını istediğini söyledi. Biz de durumun devletçe denetlendiğini böyle bir şeyin mümkün olmadığını söyledik. O da belediyeden tahliyename tarzı bir şey çıkarttırmış, binayı restore edeceğine dair. Ama öyle bir şey yoktu. Yan tarafımızda İstanbul Teknik Üniversitesi’nden öğrenci arkadaşlar kalıyorlardı. Onları da aynı şekilde çıkarttılar. Kiralara ekstrem bir zam uygulayacaklarını söylediler. Onlar kabul etmeyince tahliyename imzalattırarak çıkarttılar. Tahliyenamedeki şart da binanın restore edileceğiydi ama öyle bir şey olmadı. Yüksek fiyattan yeni kiracı buldular… O şekilde yan dairemizi kiraladılar. Biz de böyle bir tehditle karşılaşmış olduk.” (Hamdi, 22, erkek, Yönetim Bilişim Sistemleri 2. sınıf)

“Ev sahibi kira artış döneminde evi gözetlediğini ‘siz orada zaten iki kişi kalmıyorsunuz biri geliyor’ şeklinde çıkış yaparak itiraf etti.” (Eren, 23, erkek, Endüstri Mühendisliği 3. sınıf)

Yüksek kiralar aynı zamanda öğrencilerin sağlıklı koşullarda barınma hakkını ihlal ediyor.

“3 kişi kalıyoruz. Ben en başta 700’e girmiştim eve. Güneş almıyor, rutubetli, kesinlikle sağlıklı bir yaşam için uygun bir oda değil.” (Kaan, 22, erkek, Matematik 2. sınıf)

Evinden çıkarılan bir öğrenci ise şöyle anlatıyor:

“Önceki evimden ev sahibi zorla çıkardığı için bayağı zor durumda kaldım. Kısıtlı zamanda normalde tutmayacağım şimdiki yaşadığım evi tutmam gerekti çünkü başka hiçbir şekilde bütçeme uyan bir ev yoktu. Evin doğalgazı yok ve elektrik de kaçak.” (Müzeyyen, 22, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 4. sınıf)

Kadın öğrenciler ise ev arama süreçlerinde cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı farklı zorluklar yaşıyorlar. Örneğin bir kadın ev bakma sürecinde emlakçı tarafından taciz edildiğini anlatırken başka bir kadın ise gece geç vakitlerde bir kadın olarak güvensiz hissedeceği yerlerde ev bakamadığı için seçeneklerinin azaldığını belirtiyor:

“Yazın ev bakarken fiyatlar uçmuştu ama olabildiğince ucuza bulmaya çalışıyordum. Baktığım çoğu yer karanlık odalı ve küflü olan evlerdi. En son insana yakışmayan evlerin olduğu bir mahallede ev bakıyordum, Okmeydanı bölgesinde. Toplu taşımaya uzaktı, iç taraflardaydı. Emlakçıyla ev konusunda anlaşmaya çalışıyorduk. Evi pahalı bulduğumuz için çıkarken ‘dur sana başka bir yer var’ dedi. Okmeydanına götürdü. Bu evi 4500 gibi düşün dedi. En son çıkarken bu evi 4500’e tutmak istiyorum dedim. ‘4500 olacaksa bunun bir karşılığı olması gerekiyor’ dedi. Evin içinde tek başımızayken benimle böyle konuşmaya ve dokunmaya başladı. Gerçekten ödüm koptu. Bu yoksulluk ve hayat pahalılığında sadece başımı sokacak bir ev arayan kadın bir öğrenciyim. Bu patavatsızlığı çok iğrençti. Elinde bir güç var; ev var, emlakçı… Kiracısına istediğini yapacağını düşünüyor olması çok çirkin. Genç kadın bir öğrencinin yoksulluğunu kullanabileceğini düşünmesi çok çirkin. Benim için korkunç bir andı. Reddettiğim hâlde kapının önünde durarak ‘Bence sen de istersin neden böyle yapıyorsun? Biliyorsun evler çok pahalı. Benim ev sahibini ikna etmem zor olacak. Senin bana yardım etmen lazım’ dedi ve dokunuyordu. En son vazgeçti gibi oldu. Biz de çıktık.” (İdil, 20, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 3. sınıf)

“Kadın olduğum için gece eve dönme endişesi sebebiyle çoğu evi elemek zorunda kaldım.” (Hüm, 21, kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 3. sınıf)

Yaşadığı yerde veya ulaşımda güvende hissetmediğini belirtenlerin beklendiği üzere kadınlar olduğunu görüyoruz:

“Levent’e yakın yaşıyoruz. Metroyla ulaşımı sağlıyoruz. Belki bir aşağı sokakta yaşasak kendimizi daha güvensiz hissederdik fakat bulunduğumuz cadde merkezi bir noktanın arkasında kalıyor. Buna rağmen geceleri eve gelirken ev arkadaşlarım iki sefer yolda sözle taciz edilmişti. Bu sebeple geceleri eve dönerken küçük de olsa bir tedirginlik hissediyorum.” (Ayşe, 22, kadın, İktisat 4. sınıf)

“Dediğim gibi aslında benim oturduğum yer de çok uzak sayılmaz okula ama Mecidiyeköy’ün iç taraflarında olduğu için biraz uzakta kalıyor. İç taraflarda da yürüyerek gitmek zorunda olduğum için geç saatlerde tabi zorlaşıyor. Gerçi geç olmayan saatlerde de nerede güvendeyiz ki bu ülkede bu kadar gericilik aşılanırken, kadınlara saldırmak bu kadar kabul görürken? Rahat hissetmiyorum ama bir şekilde gelip gitmek zorundayım, bir şekilde alışmak ona göre davranmaya çalışmak zorundayım.” (İdil, 20, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 3. sınıf)

“Evet eve dönerken birkaç kere taciz edildiğim oldu.” (gaye, 22, kadın, İşletme 4. sınıf)

Erkek öğrenciler genelde kaldıkları yerde veya ulaşım sırasında güvensiz hissetmediklerini belirtirken bazı erkek öğrenciler bunun erkek olmalarıyla ilişkili olduğunu düşündüklerini ekliyor:

“Gece dışarı çıkarken erkek olmanın da getirdiği bir kolaylık var, büyük ihtimalle kadın olsam çok daha fazla çekinirdim. Yani çok sıkıntı yaşamıyorum ama tedirgin olduğum zamanlar oluyor.” (Anonim, 22, erkek, İşletme 4. sınıf)

Ev arama sürecindeki zorlukların yanında faturalara gelen zamlar da evde kalan öğrencileri zorluyor. Öğrenciler zamlardan dolayı kullanımlarını azaltmanın yollarını aradıklarını söylüyor:

“Biz bu kış doğalgaz ve elektriğe zam geldikçe kombiyi kıstık. Soğuk duşa alışmaya başladık. Gitgide çok ufak şeylere dikkat etmeye başladık. Çay yaparken kettle’a çok fazla su koymuyoruz ki çok elektrik harcamayalım. Ona rağmen bazı aylar geciktiriyoruz faturaları, bölüşüyor olmamıza rağmen. Bu ay geçtiğimiz ayların faturası bir anda geldi. Yaz aylarında bile 4 ayın doğalgaz faturası 800 lira geldi. İnternete de %100’e yakın zam geldi.” (Kaan, erkek, 22, Matematik 2. sınıf)

“Ocak ayında zam gelmişti. Kışın ısınmak için dış mekanları tercih ettim. çünkü evde ısınmak ateş pahasıydı. Çoğu zaman ya okulda dersliklerde kaloriferlerin yanında duruyordum ya da dışarıda kafede bir yerde günü geçirmeye çalışıyordum.” (İdil, 20, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 3. sınıf)

Cevaplardan bu hesapları devamlı yapmak zorunda kalmanın öğrenciler üzerinde aynı zamanda psikolojik bir yük yarattığı görülüyor:

‘Çok açmayayım da faturası çok gelmesin, dışarıda çalışayım da faturası çok gelmesin’ derdine düşmek hem hayattan aldığımız keyfi hem herhangi bir ders çalışma sürecinde alacağımız verimi sıfıra indiriyor. Gerçekten zor bir süreç.” (İdil, 20, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları, 3. sınıf)

Aile evinde kalan öğrenciler arasında ise okul-ev arası ulaşımın zorluğu öne çıkıyor:

“Toplu taşımayla ulaşıyorum. Çok uzun sürüyor ve evime giden araçlar çok erken saatlerde bitiyor.” (taluy, 24, kadın, Psikoloji tez dönemi)

“Toplu taşıma ile. Hergün trafik, yoğun iş saatleri toplu taşımanın seferlerinin aksaması gibi problemlerle uğraşmak zorunda kalıyorum.” (N. M., 19, kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 1. sınıf)

“3 vesait değiştiriyorum: otobüs, vapur ve metro. Saat 8’den sonra ulaşımım yok.” (murat a, 20, non-binary, Çeviribilim hazırlık)

“Oooooyy nerden başlasam bilemedim ama kısaca günde toplam 4-5 saat yol yapıyorum Anadolu Hisarı Kampüsü’ne. Toplu taşımayı hepimiz biliyoruz zaten çıldırmak üzereyim bu yüzden.” (Merve, 19, kadın, Psikoloji hazırlık)

Eğitim

KYK kredisi 2023 yılı itibarıyla 1250 TL oldu. Boğaziçi Üniversitesi’ne ait yurtların ortalama aylık ücreti 2022-2023 yılında 982,71 TL.4 Ay 30 gün hesaplandığında, Boğaziçi Üniversitesi’nde sadece yemekhaneden beslenilirse 3 öğün yemeğin aylık ücreti 2022-2023 yılı için 600 TL oluyor. Sadece yurt ve yemek masrafının en düşük düzeydeki karşılığı KYK kredisi tarafından karşılanamıyor. Bu, bütün öğrencilerin ek bir burs, aile desteği veya ek iş ile kendi ekonomisini kurması gereksinimini getiriyor. Ayrıca bu hesaba, herhangi ek bir masraf, eğitim materyalleri, ulaşım, sosyal etkinlik, market ve temizlik malzemesi, çay-kahve gibi gündelik tüketim ürünleri dahil değil.

Kişinin ekonomik durumu sadece ihtiyaçlarını veya isteklerini karşılarken yaşadığı günlük problemlere değil, düşünsel ve akademik gelişimine, kültürle kurduğu ilişkiye de sirayet ediyor. Öğrencilik sürecini yoksullukla mücadele ederek sürdüren gençlerin eğitimlerinden birçok bağlamda feragat ettiği gerçeği, yaptığımız yoksulluk araştırmasında da kendini gösterdi. Potansiyelini tam olarak eğitimine harcayamayan gençlerin bir kısmının okulla beraber bir yandan da bölümleriyle alakalı veya alakasız, kıyasla daha gündelik işlerde (yevmiye ile) çalışmaya başladığını ve bu yüzden derslerine yeterli ilgiyi veremeyip okullarını uzatmak zorunda kaldığını gözlemledik.

“(Çalışmam) okulumu etkiliyordu. Ben perşembe ve cuma günleri çalışıyordum. Tüm gün, 10’dan 5’e kadar çalışıyordum. Perşembe günü de 12’ye kadar dersim vardı mesela o derslere hiç girmedim dönem boyunca. Hocaya da bunu söyledim: ‘Hocam giremeyeceğim, çalışıyorum.’ ‘Sıkıntı olmaz, sınavlara gir, sunumunu yap yeter.’ dedi bana ama o kadar yoğun oluyordum ki. Mesela ben bir yandan yan dal yapıyorum, Japonca öğreniyorum çünkü Japonya’ya gideceğim. Buradan Japonca dersi alıyorum, aynı zamanda bölüm derslerimi alıyorum ve irregular5 olduğum için biraz da üstten ders alarak bitirmeye çalışıyorum. Aynı zamanda haftada iki kere işe gidiyorum. O açıdan benim için inanılmaz zor bir yıldı. Her şeyi yetiştirmekte çok zorlandım.” (Anonim, 21, İngilizce Öğretmenliği 4. sınıf)

“Geçen sene uzun süre çalışmak zorunda kaldığım için derslerimi toparlayamadım ve bu yüzden bu sene ailemden aldığım destekle geçinmeye çalışıyorum.” (Yaren, 20, kadın, Fen Bilgisi Öğretmenliği 2. sınıf)

“… okulu uzatacağım. Param olmadığı için çalışma gereği duydum (bursuma enflasyon kadar zam yapılsa böyle bir duruma düşmezdim), çalışma da yoğun olduğu için ders bırakmam gerekti ve bir dönem uzayacak.” (gaye, 22, kadın, İşletme 4. sınıf)

Öte yandan, öğrenciliğini daha dolu yaşamak istediği için okulu uzatma planı olan gençlerin bir kısmı da ekonomik belirsizlikler sebebiyle okulu daha çabuk bitirmeye çalıştıklarına değindi. Gelecek kaygısı ve ekonomik belirsizlik kimilerini eğitimden tamamen uzaklaştırıp daha pratik çözümlerin arayışına sokarken kimilerinde de eğitimi tek çıkış yolu olarak görme eğilimi yaratıyor. Öte yandan, geleceğini inşa ederken gençler “daha gerçekçi” bakma eğiliminde olduklarını, hayal ettikleri kariyerlerden ekonomik çekincelerle vazgeçtiklerini ifade ettiler:

“Yaptığım gelecek planları ve istediğim gelecek planı birbiriyle örtüşmüyor. Daha çok ekonomik özgürlüğümü kazanabildiğim bir planı uygulamak zorundayım ve ömür boyu bu döngü içerisinde sıkışıp kalacak olmam beni fazlasıyla kaygı ve ümitsizlik duygularıyla baş başa bırakıyor.” (Yaren, 20, kadın, Fen Bilgisi Öğretmenliği 2.sınıf)

“Daha akademik anlamda ilerlemeyi düşünüyorken şu an sadece bir an önce iş bulmam gerektiğini düşünüyorum ekonomik sebeplerden dolayı.” (nevra, 22, kadın, Matematik 3. sınıf)

“Yurt dışında akademiye girmek isteğim olsa da bu gerçekleşmediği zaman para kazanmak için akademiden vazgeçmem gerekiyor.” (aybatur, 19, erkek, Psikoloji 1. sınıf)

Yine de böylesi bir vazgeçiş de yoksulluk kıskacındaki gençler için temiz ve engebesiz bir yol sunmuyor. Öğrenciler sadece geleceklerinden değil, bugünlerinden de feragat ediyorlar ve bu yüzden hayat kalitelerinin epey düştüğünü söylüyorlar. Hayat kalitesindeki bu düşüş, yaşam koşullarının nitelikli eğitime elverişsiz olması anlamına geliyor. Birçok genç yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi, okul çevresinde sunulan olanakların yetersizliği üzerinden hissediyor. Bu durum, onların gerçek potansiyellerini açığa çıkarmalarında, akademik hayatlarında başarı sağlayıp akademide kalmak istediklerinde bunu başarmaları önünde ciddi engel teşkil ediyor. Kaygısız bir gelecek planlaması, bu sorunlardan dolayı imkânsız bir hâl alıyor. Buradan bakıldığında ev kiralarındaki, yaşam şartlarındaki pahalılığın karşısında öğrencilerin okul içindeki imkânları zorladıkları, her alanda bu alternatiflere yöneldiklerini gözlemleyebiliriz. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle yaptığımız söyleşi ve anketlerde konuştuğumuz çoğu kişi; yurt, yemekhane, kütüphane gibi hizmetlerden en az birinin okul kapasitesi için oldukça yetersiz kaldığını ve kampüs sınırları içerisinde sunulan imkânlardan yeterince faydalanamadıklarını belirtiyor. Özellikle çalışma alanlarının hem yurtlardaki kapasite üstü nüfus hem de kütüphanedeki kısıtlı alandan dolayı yetersiz kaldığı birçok yanıtta ortaklaşıyor:

“… Öğrenci fazlalığından dolayı yemekhane sıraları inanılmaz fazla. Yurtların yetersiz olduğu zaten Kilyos’ta kalmak zorunda olan lisans öğrencilerine bakınca anlaşılıyor. Kütüphane fazla dolu oluyor özellikle priz yetersizliği sıkıntı oluşturuyor. Tuvaletler yeterli geldi bana o konuda bir şey diyemeyeceğim.” (sıkkınım, 19, kadın, Dilbilim 1. sınıf)

“Kütüphanede priz bulabilmek için sabah 9’da gelmem gerekiyor. Okuldaki iki spor salonundan biri ücretli (ve pahalı), ücretsiz olanı da oldukça eski ve imkânları kısıtlı. Yemekhanedeki yemekler asla doyurmuyor ve yarısı yenebilir bile olmuyor. BÜREM çalışanları ellerinden geleni yapıyor ama yine de aşırı yoğunluk var, 2 aydan önce randevu bulmak çok zor. Tuvaletlerde ya tuvalet kağıdı ya da kağıt havlu bulmak imkânsız. Bazı tuvaletler hiç temizlenmiyor bile.” (gkd, 21, erkek, İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf)

“… Mesela yemekhaneden yemek yemeye gidiyorum, dün yine yarım saat sıra bekledim. Kütüphaneye gidiyorsun, şu an yaz okulu olduğu için boş ama dönemde böyle bir yarım saat kütüphaneyi dolanıyorum yer bulayım, şuraya oturayım, priz de olsun derken yer bulamıyorum. Hiçbir şekilde yeterli değil. Kütüphanede kitap arayıp da bulamadığım pek olmadı, o konuda bir sıkıntım yok ama ben bu okulda alanımın olmadığını hissediyorum. Oturacak bir yerim yok, yemek yiyecek yerim

yok, ders çalışacak yerim yok, bir tek yatağım var. Odada da zaten 12 kişiyiz, hiçbir zaman gece 12’den sonra sessiz olma durumu da yok. Uyuyacak bir yerim bile yok yani okulda.” (Anonim, 21, İngilizce Öğretmenliği 4. sınıf)

Pandemi sonrasında artan dijitalleşmeyle beraber öğrencilerin eğitimlerinde kritik rol oynayan, derste kullanılan içeriklere, daha çok bilgisayar, telefon gibi cihazlar aracılığıyla ulaşılmaya başlanmış. Basılı kaynak kullanmak isteyen veya derslerinde ders kitaplarını kullanma ihtiyacı hisseden öğrenciler arasında bu kaynaklara erişemeyenler var. Yaptığımız anketi yanıtlayan ortalama her üç kişiden biri dersleri için yapmaları gereken okumaları veya ders kitaplarını fiziksel olarak almak istemelerine rağmen bu metinlerin korsan basımına, fotokopisine veya dijital formatta PDF versiyonlarına yöneldiklerini belirtti.

“Ben aslında kitap almayı çok seviyorum, derste hoca bir kitap önerse alayım okuyayım diyen bir insandım. Ama geçen mesela bu yaz okulundaki bir kitabımın PDF hâlini değil üstüne not alayım diye basılı hâlini kullanmak istedim çünkü onun üzerine paper yazmam gerekiyordu. Kitap 70 liraydı, almayayım dedim çünkü çok pahalı geldi. Bu tercihimi değiştiriyor mesela. PDF kullanmak zorunda kalıyorum fiyatlardan dolayı.” (Anonim, 21, İngilizce Öğretmenliği 4. sınıf)

“Normalde kitaplarımı basılı kullanmayı tercih ederdim çünkü üstüne not almak benim için daha kolaydı. Ama bu dönem kağıt masraflarından ötürü bir dersin kitabı 200 liradan fazla olunca artık bilgisayar üzerinden pdf olarak okumalarımı yapıp notlarımı alıyorum. Benim için daha az verimli ve odağımı daha çabuk kaybediyorum.” (Müzeyyen, 22, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 4.sınıf)

Çoğunluğun internet ve bilgisayara erişimi olduğunu söylemek mümkün; anketi cevaplayan %73’ü internete okul veya evinde erişebildiğini, bilgisayar veya tablet gibi teknolojik ürünlerden birine sahip olduğunu söylüyor. Bu verileri grafik 3’te görebilirsiniz.

Grafik 3

Ancak verilen cevaplar bu tarz eğitim araçlarının eskiyince yerine yenilerinin koyulamadığını gösteriyor. Kimileri pandemi süresince destek aldıkları vakıf veya okulun burs ofisi tarafından böyle bir araç ile desteklenmiş, kimilerinin de yıllar önce aldıkları bir bilgisayarı var. Ancak artık fonksiyonlarını yerine getiremeyen bu araçlar eskimelerine rağmen TL’nin değer kaybetmesinden dolayı yenileriyle değiştirmek gitgide zorlaşıyor.

“Bilgisayar alabildim ama telefon alamıyorum şu an. 2017 model bir telefon kullanıyorum hâlâ.” (Anonim, 20, kadın, Felsefe 1. Sınıf)

“Bilgisayarım bozulduğu için arkadaşlarımın bilgisayarını kullanıyorum. Yeniden yaptırmak için para ayırmam gerekiyor, ailemden destek alarak yaptırmayı planlıyorum.” (Dilruba, 22, kadın, İşletme 3. Sınıf)

“Bilgisayarım, tabletim ve internete erişimim var ama eski olmaları beni yavaşlatıyor.” (Eda, 21, kadın, Tarih 3. Sınıf)

“Telefonum bozulmak üzere ve yenisini alabilir miyim bilmiyorum. İnternete erişim sıkıntım yok.” (Celeste, 19, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 1. Sınıf)

Hem kültürel hem de akademik gelişim açısından önerilen Erasmus ve değişim programları öğrencilerin erişimine açık olması gerekirken yaptığımız söyleşi ve anketlerde büyük çoğunluk bu programların herhangi birine başvuru dahi yapmadıklarını belirtti. Başvuru yapacağını söyleyenlerin içinden büyük çoğunluğu ise eğer hibe çıkmazsa kazandıkları okullara gitmeyeceklerini söyledi.

“Başvuru bile yapmadım hibe de çıksa param yetmez dolar 18’ken.”(Yg, 22, kadın, Kimya Mühendisliği 3. Sınıf)

“Erasmus en büyük hayalimdi ama en az 40.000 TL’ye ihtiyacım olduğunu duyunca tamamen vazgeçtim.” (Şulenur, 22, kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 3. sınıf)

“Erasmusa başvurmak istiyorum ama kardeşimle aynı dönem okuduğum için ikimiz aynı dönemde Erasmusa gidemeyeceğiz kaygısı taşıyorum.” (nickname, 24, kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 1. sınıf)

Beslenme

Anket süresince sorularımızı cevaplayan öğrencilerin yarısından fazlası beslenme ihtiyaçlarını karşıladıkları yerin yemekhane olduğuna değinmiş. Kalan öğrencilerin büyük çoğunluğu ise evinde yemek yapmayı tercih ediyor. Öğrenciler çoğunlukla yemekhane ve ev dışındaki alternatifleri ulaşılmaz buluyor. Dışarıda yemek ise ayda birkaç kez veya çok daha az tercih edilen bir alternatif. Bu durum göz önüne alındığında son yıllarda artan yemekhane ücretleri ve öğrenciler tarafından fark edilen besin değerlerindeki, yiyecek kalitesindeki düşüş oldukça kritik bir hâle geliyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nde geçtiğimiz yaz döneminde kahvaltı ücretine %92, öğle ve akşam yemeği ücretlerine ise %83 zam yapıldı. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin 2022-2023 yılında yemekhaneden üç öğün yemek için 20 TL harcaması gerekiyor. Bu ücret çoğu yanıtta karşılanabilir bulunmuş ancak bu ücretin devlet üniversiteleri ortalamasının nispeten üstünde olduğunu söylemek mümkün: Bu sene yaptığı %60 zamla gündem olan Ankara Üniversitesi yemekhanesi üç öğün için 12 TL,6 İstanbul Üniversitesi yemekhanesi üç öğün için 18 TL oldu.7 Bu fiyatlar iki okulda da protestolara sebep oldu. Yemekhanelerdeki fahiş zam sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde değil birçok okulda da öğrencileri rahatsız eden bir etmen. Boğaziçi’nde de öğrenciler yemekhane zammıyla ilgili imza topladı ve toplu bir açıklama yaptı. Ancak zam geri çekilmedi.

Öte yandan Boğaziçi Üniversitesi’ndeki en büyük problemlerden biri de yemek burslarına yapılan zamların yemeklere yapılan zamlarla aynı oranda olmaması ve yemek bursunun yemekhaneden aylık üç öğünlük beslenme ücretini karşılamıyor olması. Kimi öğrenciler öğün atladıklarına ve böylece bütçelerine göre beslenebildiklerine dikkat çekiyor.

“Yemekler iyiydi bence, yemek fiyatları da iyiydi. Genelde şey yapıyorlar, yemeklere zam yaptıktan sonra yemek bursunu da arttırıyorlar. Ama o zammı karşılamıyor zaten yemek bursu, öyle bir şey var.” (Anonim, 22, kadın, Turizm İşletmeciliği 3. sınıf)

“Kahvaltı yapmıyorum, öğle yemeği yemekhaneden 7.5 tl, akşam yemeği evde ne bulursam.” (merve, 19, kadın, Psikoloji hazırlık)

“Yemekhanede tek öğün şeklinde besleniyorum. Aylık 225 tl harcıyorum.” (Müzeyyen, 22, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 4. sınıf)

Dışarıda yemek ise çoğu öğrenci için bir lüks hâline gelmiş durumda:

“Genelde yemekhanede yiyorum. Ayda 200 civarı gidiyor. Dışarıda yemek çok istesem de en fazla 3-4 kere yiyebilirim. Param yeterli değil.” (rozerin yıldız, 21, kadın, hazırlık)

“Evde yiyorum çünkü dışarıda aşırı pahalı. Buna rağmen yemeğe aylık 500 tl harcıyorum.” (elifnur, 20, kadın, İlköğretim Matematik Öğretmenliği, 2. sınıf)

Bu durum öğrencilerin okul dışında sosyalleşmeleri önünde de bir engel oluşturuyor. Ayrıca bazı kişiler; mide ağrısı, bulantı gibi rahatsızlıklar yaşadığı veya yemekhanedeki yemek ile doymadığı için yemekhane dışında diğer seçeneklere yönelmek durumunda kalıyorlar:

“Yemekhane yemeğinden yeterli verim almadığım için genelde yurt koşullarında yapılabilecek yemekleri yapıp yemeye çalışıyorum.” (yaren beyza, 20, kadın, Fen Bilgisi Öğretmenliği 2. sınıf)

“Yemekhanede zorunda olmadıkça yememeye çalışıyorum çünkü midemi çok bozuyor.” (aiy, 19, kadın, İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf)

“Yemekhane hep çok kalabalık, yemekler yağlı oluyor ve doyursa bile çabuk acıktırıyor. Fiyatı uygun olsa da severek yiyemiyorum.” (Selin, 23, kadın, Kimya 4. Sınıf)

Boğaziçi Üniversitesi yemekhanesi, vegan ve vejetaryen beslenen öğrenciler için seçmeli yemek sunuyor. Ancak öğrenciler vegan/vejetaryen alternatifin hayvansal alternatiften besin değeri anlamında yetersiz kaldığına ve besin değerleri gözetilerek planlama yapılmadığına değiniyor. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmetler Kulübü’ne (BUSOS) bağlı Vegan Birim, okulla ve yemekhane ile yaptığı müzakere sonucu bazı öğünlerde soya kıymasıyla yemek yapılmasının ve öğün planlamasında düzenlemeye gidilmesinin önünü açtı. Bir diğer problemse porsiyon sayısındaki yetersizlik: Okul yemekhanesi, öğrencilerden beslenme tercihine dair herhangi bir bilgi almadığı, bu anlamda vegan/vejetaryen öğrencilerin tercihlerini kontrol eden bir mekanizma da bulunmadığı için porsiyonların hızlıca tükenmesi ve öğrencilerin o öğün için yemekhaneden beslenememesi karşılaşılan bir durum:

“Yemekhanenin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Vegan yemeklerin erkenden bitmesi çok üzücü.” (taluy, 24, kadın, Psikoloji 4.sınıf)

“Yemekhanede yemeye çalışıyorum ama her zaman yiyemiyorum. Örneğin ben vejetaryen besleniyorum ve sürekli aynı yemekler çıkıyor. Bununla ilgili de birçok kez şikâyette bulundum yemekhaneye, görevliyle birçok kez görüştüm. ‘Menüyü daha çeşitli yapmanız gerek’ dedim çünkü iki günde bir ıspanak ya da taze fasulye çıkıyor. Sürekli aynı yemek: nohut, ıspanak, taze fasulye. Başka bir yemek dönmüyor vejetaryen menüde. Bu çeşit azlığının yanında inanılmaz kalitesiz yemekler yediğimde hasta oluyorum, bazen karnım ağrıyor. O yüzden çok yememeye çalışıyorum ama param da olmuyor tabii ki dışarıda yemek yemek 60-70 liradan başlıyor.” (Anonim, 21, İngilizce Öğretmenliği, 4. sınıf)

Sağlık

Bu başlığın altındaki sorulara verilen cevaplara göre 103 kişiden 58’i sağlık hizmetlerine erişmekte zorlanıyor.

Grafik 4

Özellikle İstanbul’da devlet hastanelerinden randevu almanın zorluğundan, özel hastanelerin de pahalı olduğundan bahsediliyor. Bir öğrenci ise çözüm olarak memleketine gittiğini ve sağlıkla ilgili işlerini orada hallettiğini söylemiş. Aynı zamanda ilaçlara gelen zamlar yüzünden onların ulaşılabilirliğinin azaldığından da bahsediliyor.

“Sağlık hizmetlerine ise genellikle devlet hastanelerinden erişiyorum. İstanbul’da randevu bulmak kolay olmadığı için çoğunlukla eve, Alanya’ya, döndüğümde hallediyorum. Orada daha pratik ve kolay.” (Neslihan, 20, kadın, Psikoloji 2. sınıf)

“Geçen bir kutu pastile 80 TL ödedim. Fiyatı fazla gelse de hasta olduğum için almak durumundaydım. Veya bir markette 10’lu prezervatifin 160 TL’ye satıldığını gördüm. Prezervatifin tanesine 16 TL vermek şaka gibi. Gebelik riskinin yanında hastalık riski de var ve biz neredeyse ülke ekonomisinin geldiği hâli sağlığımızla ödeyeceğiz. Yine aynı markette bir ped 5 TL’ye satılıyordu. Bu ülkede her sağlıklı birey gibi kanamak bile artık bir lüks.” (Ahmet Yiğit, 23, erkek, Turizm İşletmeciliği hazırlık)

“İlaçlarım konusunda son 1 buçuk yılda %530 zam gördüm. Kesinlikle şu an yaşadığım en büyük sıkıntılarımdan biri bu.” (Irmak, 28, kadın, Fizik doktora)

Fiyat artışlarından sonra cinsel sağlık ürünlerine ulaşmak da benzer şekilde zorlaşmış. Doğum kontrol hapları ve prezervatif gibi cinsel sağlık ürünlerine, temel bir ihtiyaç olan pedlere ulaşmanın zorluğundan bahseden öğrenciler var. Yoksulluktan dolayı doğum kontrol yöntemlerinin ulaşılabilirliğinin azalması, istenmeyen gebeliklerin artmasına sebep olabilir.8 Bu ürünlere ulaşamamak aynı zamanda cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların da artmasıyla sonuçlanabilir. Bu yöntemlere aile sağlık merkezlerinden ulaşılabilmesi de gerekirken son yıllarda bu kurumlarda da teminde sıkıntılar yaşandığı görülüyor.9

“Doğum kontrol hapım geçen sene şubat ayında 30 TL’ydi, şu an 160 TL ve bulması da çok zor. Bunun yanında şeker hastası da olduğum için kullandığım diğer ilaçlar var ve hem ilaçlar bulunmuyor hem çok pahalı oldukları için onları aldığım zaman bütün param gidiyor. 2 bursum sadece ilaçlara gidiyor. Bir ayda en fazla 10 gün param oluyor.” (Aiy, 19, kadın, İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf)

Aynı zamanda jinekoloğa gitmek konusunda çekinceleri olduğunu belirten öğrenciler de var:

“Asla doktor randevusu alamıyorum. En son gittiğimde de aslında jinekolog tarafından biraz slutshame’lenmiştim10 o yüzden pek gidesim de yok.” (taluy, 24, kadın, Psikoloji 4. sınıf)

Doğum kontrol yöntemleri, sadece hamileliği engellemek için kullanılmıyor; aynı zamanda cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek için de kullanılabiliyor. Örneğin rahim ağzı kanserine sebep olan HPV’den korunmak için bu yöntemlere başvurulabilir. Ancak bu yöntemlerin ulaşılabilirliğinin azalması yetmiyormuş gibi HPV aşısına ulaşmak, aşılar çok pahalı olduğu için Türkiye koşullarında zor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kasımda HPV aşısının ücretsiz aşı takvimine alınacağını duyurmuştu ancak bu aşılamanın medeni duruma bakılarak yapılacağını da belirtmişti.11 Önleyici bir aşı olan HPV aşısının kadınlara gençken uygulanması gerekirken “ülkemizin sosyal gerçeklikleri” gerekçe gösterilerek böyle bir açıklama yapılması bilimdışı bir durum ve kadınların sağlık hakkının tanınmadığını gösteriyor. Diğer taraftan bu açıklamanın üzerinden iki ay geçmiş olsa bile hâlâ görünürde bir gelişme yok.12

Kadınları etkileyen bir diğer etken ise regl yoksulluğu. Ped fiyatları arttıkça kadınların hijyen ürünlerine ulaşımı da zorlaşıyor ve bu durum, onların üzerine fazladan bir yük olarak biniyor. Pedler karşılanamayacak kadar pahalı olduklarında ise kadınlar muadiline yönelmek ve daha kalitesiz olanları satın almak zorunda kalıyorlar. Oysaki kadınların her ay geçirdiği bu dönemde, kaliteli hijyen ürünlerine ulaşabilmek sağlıkları açısından çok önemli bir yerde duruyor ve kadın öğrencilerin bundan bile feragat etmek zorunda kalmaları krizin onları ne kadar derinden etkilediğini gösteriyor.

“Ped alımı çok sıkıntılı bir konu. Kanamamın yoğun olduğu günlerde daha kaliteli ped kullanıp kanamamın azaldığı günlerde daha dandik ve ucuz ped kullanıyorum. Ekonomimi böyle dengelemeye çalışıyorum.” (Anonim, 22, kadın, Turizm İşletmeciliği 3. sınıf)

Öğrencilerin genelinin bahsettiği sağlık sorunlarından biri de psikolojik desteğe ulaşımdaki zorluklardı. Bunun sebepleri de terapi fiyatlarının artması, devlet hastanelerinden randevu alınamaması ya da ilaç fiyatlarının artmasıyla ilaçlara ulaşımın zorlaşması. 103 kişiden 36’sı psikolojik desteğe ulaşmakta zorlandığını belirtmiş.

“Psikolog randevusu alamıyorum. 6 ayı geçti erteliyorum.” (Nick Name, 24 kadın, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 1. sınıf)

“OKB, anksiyete bozukluğu ve depresyon tanılarım var ancak düzenli psikoloğa gidecek param olmadığından sadece ilaç tedavisi ile başa çıkmaya çalışıyorum.” (İrem, 21, kadın/non-binary, Dilbilim 4. sınıf)

“2020’de BÜREM’e gitmiştim ve beni bir terapiste yönlendirmişti. O zamanlar çalışmıyordum sadece kendi bursumla geçiniyordum. Bana seansı 100 TL dedi. Ben de düşündüm, benim aldığım burs zaten 1000 TL, 400 Tl’sini (ayda 400 TL) veremem diye düşündüm ve terapiste gitmekten vazgeçtim. Ben şu an çalışıyorum, asgari ücretin üçte biri kadar bir maaşım var, ayrıca ek iş yapıyorum, burslarım var, hâlâ yurda para vermiyorum ama benim şu an gitmem yine imkânsız gibi bir şey. Aslında hep erteliyorum. İşim olunca giderim diye.” (Anonim, 21, İngilizce Öğretmenliği 4. sınıf)

“Genel olarak psikolojik destek almanın çok pahalı olmasından dolayı düzenli terapiye gidebildiğim için kendimi şanslı sayıyordum. Bu yılın başından beri %61 oranında zam geldi seans başına. Yemek yeme, barınma, sosyalleşme, okul ihtiyaçları gibi diğer alanlara gelen zamlar sonrası terapiye daha çok bütçe ayıramadığımı fark etmemle terapiyi bıraktım. Terapiye nasıl para ayıracağımı düşünmek kafamda ayrı bir mental sorun başlığı açmaya başlamıştı artık.” (Ayşe, 22, kadın, İktisat 4. sınıf)

Sosyal Yaşam ve Tüketim Alışkanlıkları

Çoğu öğrenci, dışarıda yemek yemenin ve bir şeyler içmenin artık kendisi için karşılanabilir olmadığını belirtmiş. Öğrencilerin daha çok kampüs içinde, evde ya da parklar gibi açık alanlarda buluşmayı tercih ettiği görülüyor: 103 kişiden 61’i bu yönde cevap vermiş. Aşağıdaki grafikte bu cevapların dağılımını inceleyebilirsiniz:

Grafik 5

Gençlerin sosyalleşebileceği alanlar da kısıtlanmış oluyor ve gençlerin sosyalleşme alışkanlıkları değişmek zorunda kalıyor. Özellikle evde buluşmanın artmasıyla gençler kamusal alanlardan çekiliyor. Parklarda buluşmayı tercih ettiğini belirten de bir sürü kişi var.

“Son zamanlarda daha çok kampüs içerisinde vakit geçiriyoruz ve bunun en büyük etkenlerinden biri de ekonomik sıkıntılar.” (Yaren, 20, kadın, Fen Bilgisi Öğretmenliği 2. sınıf)

“Genelde ev ortamında buluşuyoruz. Evet, krizden önce dışarıda çok daha fazla vakit geçirirdik. Özellikle alkollü mekanlarda eğlenme sıklığımız aşırı azaldı.” (Selin, 23, kadın, Kimya 4. sınıf)

“Evde, okulda, kafelerde buluşuyoruz. Eskiden yemek yemek bir aktiviteydi, artık buluştuğum arkadaşlarla nasıl ucuza getiririz diye düşünüp ona göre geçiştirdiğimiz bir zaruretten ibaret.” (A, erkek, 22, Türk Dili ve Edebiyatı 1. sınıf)

“Ben kriz öncesi de evcimen bir insan olduğum için genellikle arkadaşlarımla birbirimizin evlerinde buluşurduk. Fakat artık bu bir tercih değil, zorunluluk gibi oldu. Dışarıda kahve içmek istesek bile yapacağımız en fazla şey evlerimizde kahvelerimizi hazırlayıp parkta oturarak içmek. Kafelere zorunda kalmadıkça gitmiyoruz.” (Anonim, 22, kadın, Mühendislik 2. sınıf)

Bunun yanında konser, sinema, tiyatro gibi etkinliklere gitme sıklığının azaldığını söyleyen kişi sayısı 56. Bazıları ekonomik olarak zorlansalar ve başka şeylerden kıssalar da bu etkinliklere gitmeye devam ettiğini, bazıları ucuz bilet olup olmadığını ve çeşitli kampanyaları takip edip bu sayede kültürel etkinliklere katılabildiğini ve birçok kişi de okuldaki etkinliklere katılabilirken dışarıdaki etkinliklere katılamadığını belirtmiş. Sinema için okulun içinde bulunan sinema salonu olan SineBu’yu tercih eden birçok öğrenci var ancak ocak ayı itibarıyla oraya da zam geldi: 2023’e kadar Boğaziçi öğrencileri için bilet 8 TL iken artık 20 TL. Yine de hâlâ okul dışındaki seçeneklere göre daha ucuz ve öğrencilerin okulun bu imkânlarından faydalanabilme şansı daha yüksek. Kısacası, gençlerin sosyalleşme ve etkinliklere katılma hakkına erişemediğini görüyoruz. Oysaki sosyalleşme, gençlerin kendilerini tanıyabilmeleri ve geliştirebilmeleri için önemli bir yerde duruyor. Bunun yanında sosyal etkinlikler, gençlerin entelektüel gelişimlerine ve kültürel birikim edinebilmelerine de katkı sağlıyor, bakış açılarının genişleyebilmesine olanak yaratıyor. Bu etkinlikler şu anda olduğu gibi ulaşılmaz olduğunda ise gençlik kültürü olumsuz etkileniyor çünkü gençlerin kendilerini geliştirme imkânları kısıtlanmış oluyor. Bu yüzden de gençlerin sosyalleşme ve kültürel-sosyal etkinliklere ulaşma hakkının korunması gerekiyor.

“Bunun için elime geçen her fırsatı değerlendiriyorum. Ucuz etkinlik ve bedava biletleri takip ediyorum. Bu sayede bu tür aktivitelere katılma sıklığımda bir değişim olmasa da seçici davranma imkânım azaldı. Çok istediğim oyunlara ya da konserlere gidememe durumunu sıkça yaşıyorum.” (Selin, 23, kadın, Kimya 4. sınıf)

Bazı durumlarda öğrencilerin başka harcamalarından kısarak konser, tiyatro gibi etkinliklere katıldıklarına değinmiştik. Bir öğrenci, bu tercihten dolayı pişman olduğunu belirtmiş:

“Son 1 yılda bir kez konsere gidebildim. 200 TL’ydi bilet. Ay sonunda pişman oldum. 2 yıl önce haftada en az 1 kez sinemaya giderdim. Şimdi en son 6 ay önce gitmişim. Kurak Günler çıktı mesela gitmek çok istedim. Fakat harçlığımın sonlarındaydım ve bir sinema bileti ortalama 60-90 TL iken mümkün değildi gitmem.” (aybatur, 19, erkek, Psikoloji 1. sınıf)

Bazı öğrenciler ise, aşağıdaki örnek gibi, sosyalleşmeye harcadıkları paranın artık bu etkinliklerin getirisine değmediğini belirtmiş:“Ben sosyal hayatıma önem verdiğim için o anki ortama acımayıp para verirdim ama artık dışarda bir kahve gerçekten 30-40 TL. Kahveyi çok seven bir insanım ama böyle olunca yemekhanenin eski fiyatlarına göre 4 günlük yemeğe denk geliyor. O yüzden 4 gün yemek yemek mi, bir kahve mi deyince vazgeçiyorsun. Okulun çevresinde mesela bir hamburgere 70 TL verdim. Bir kafede, restoranda oturmak öğrenciler için sosyalleşme olmaktan çıktı artık. Tiyatroları kolladığımız oluyor ama tiyatrolarda, konserlerde 100 TL’den aşağı bilet bulmak çok zor. Ancak devlet tiyatrolarında, çok zorladığınızda 40-50 TL’ye bir bilet bulabiliyorsunuz. Üniversiteye gelirken mottom hep konserlere, tiyatrolara gideceğimdi ama konserler hele çok çok pahalı. Sosyalleşmemiz artık çimlerde böyle oturmak oluyor.” (Özge, 21, kadın, Kimya Öğretmenliği 2. sınıf)

Aynı zamanda çoğu kişi tüketim alışkanlıklarını da değiştirmek durumunda kalmış, 103 kişiden 86’sı bu yönde cevap vermiş. Burada uygulanan yöntemler arasında ürünleri stoklamak, daha ucuz ürünlere ulaşabilmek için uzak marketlere gitmek, bir ürünün en ucuzunu bulabilmek için farklı yerlerde araştırmalar yapmak, acil durum olmadıkça bir şey almamak ve gıda, kozmetik, ilaç gibi ürünlerde muadiline yönelmek var.

“İçim süt yerine Dost süt
Fırın ekmeği yerine Halk ekmek
İçim, Pınar marka krema yerine markasını hatırlayamadığım bitkisel bir krema, 8 TL
bunlar aklıma gelenler…” (Merve, 19, kadın, Psikoloji hazırlık)

“Daha uygun olduğu için sadece Trendyol’dan kıyafet alıyorum. Duş jeli, şampuan ve krem için en ucuzunu bulmaya çalışıyorum. Herhangi kullandığım bir şeyin daha ucuz bir versiyonu varsa onu alıyorum. Yiyecek ve içecekte de gerçekten her şeyin en ‘dandiğini’ almaya kendimi zorluyorum.” (Anonim, 22, kadın, Turizm İşletmeciliği 3. sınıf)

“…telefon ve kulaklık gibi elektronik ürünler çok pahalandığı için dikkat edip olabildiğince uzun süre kullanmaya çalışıyorum. Şu an telefonum neredeyse bozuldu ama yenileyemeyeceğimi biliyorum. Veya kulaklığımın mikrofonu çok iyi değil ama yenisini almak bütçemi aşacağı için kullanmaya devam ediyorum.” (Anonim, 22, kadın, Kimya Öğretmenliği 4. sınıf)

“Çok sevdiğim bir çikolatalı gofret vardı ama aşırı pahalandığı için artık almıyorum. Onun dışında alışveriş neredeyse hiç yapmıyorum. Kıyafet, ayakkabı almayalı uzun süre oldu ve ihtiyacım olduğu hâlde almıyorum. Çünkü o fiyata değmeyeceğini biliyorum ve ederinden fazla ödemek beni öfkelendiriyor.” (Fuzulî, 22, kadın, Türk Dili ve Edebiyatı)

“Temel ihtiyaç ürünlerini pahalanmadan fazla miktarlarda almayı ve BİM, ŞOK dışındaki marketlerden almamayı tercih ediyorum. Önceden de ucuzu tercih ederdim ancak bir anda alma gereğini bu kadar fazla duymuyordum. Arada bir BİM veya ŞOK uzak gelirse yakın marketlerden alırdım. Şimdi hemen hemen hiç diğer marketleri tercih etmiyorum. Sebzeler pahalı ve hemen tüketilmesi gerektiği için bakliyat gibi yemekleri daha çok yapıyorum. Ayrıca makarnayı hiç bu kadar fazla almam gerekmiyordu. Evde yaptığım yemekler genelde makarna ve bakliyata dönüştü.” (Dilruba, 22, kadın, İşletme 3. sınıf)

“En ucuz ve işimi görecek ne varsa onu alıyorum. Genelde pazardan giyiniyorum mesela. Makyaj malzemelerinde muadil kullanıyordum artık muadilin de muadilini bulmam gerekiyor maalesef.” (6, 20, kadın, Moleküler Biyoloji ve Genetik 2. sınıf)

“Bir şeyi alma konusunda çok zorlanmaya başladım, çünkü her şey çok pahalı ve bir şeyi alırken onun kalitesinden, işe yararlığından ve onu seveceğimden %100 emin olmak istiyorum. Bu yüzden hiçbir şey alamıyorum, hiçbir şey içime sinmiyor, bu sebeple ihtiyaçlarımı bile karşılayamıyorum.” (x, 20, kadın, Psikoloji 2. sınıf)

Maddi Gelir

Anketlere ve söyleşilere gelen cevaplara bakıldığında, öğrencilerin çoğunluğunun aldıkları burslar ve ek olarak aile desteği ile geçindiği görülüyor; toplam 103 kişiden 23’ü bu yönde cevap vermiş. Öte yandan, yalnızca burslarla geçindiğini söyleyen 6 kişi var. Sadece KYK kredisiyle geçindiğini söyleyen tek bir kişi bile yok. Bu verileri grafik 6’da ulaşabilirsiniz.

Grafik 6

Aynı zamanda, bazı öğrenciler ailelerinden aldıkları destekten dolayı ailelerine ekonomik olarak bağımlı olduklarını belirtti. Bu, bazı durumlarda aileden görülen psikolojik baskı bazı durumlardaysa aileye karşı duyulan bir mahcupluk olarak karşımıza çıkabiliyor.

“Bursların yanında sadece ailemden para alıyorum. Paraya ihtiyacım olursa ailemden istemek durumundayım ve bu onları etkilediği için ben de artık para isterken mahcup bir duruma giriyorum. Aslında düşününce onlar benim ailem ve onlardan para istemezsem kimden isteyeceğim? Çalışmamı da çok istemiyorlar, ‘Sen çalışma biz sana yollarız.’ diyorlar. Ama gereksiz şeyler olduğunda, mesela burada bir kahve içiyorum ve kahve içerken param bitince ailemden istemek zorunda kaldığımda utanıyorum. Ablam da bunu çok yapıyor. Beni arayıp “Sen istesen olur mu? Ben utanıyorum.” diyor. Aynı şeyi ben de yapıyorum. Tuhaf geliyor, kendimi suçlu hissediyorum bu durumdayken onlardan para istediğim için. Öyle aile içi mahcubiyetleri oluşturuyor.” (Neslihan, 20, kadın, Psikoloji 2. sınıf)

“…birkaç kere gittiğim kulübü bırakmazsam paramı keseceklerini söylediler. Veya okul açılmadan birkaç hafta erken döndüğümde de benzer tehditlerde bulunmuşlardı. Bir süre sonra hayatımla ilgili hiçbir şeyden bahsetmemeye ve sürekli yalan söylemeye başladım. Maddi durumumu olduğundan daha kötü hâliyle belirtiyorum ve artık böyle söylemlerde bulunmuyorlar.” (Dilruba, 22, kadın, İşletme 3. sınıf)

“(Ailemden destek) aldığım dönemlerde harcamalarımı kısmam istendiği hissine kapılıyorum.” (İremnur, 20, kadın, Psikoloji 2. sınıf)

Aynı zamanda 103 kişiden 41’i çalışarak geçinmeye çalışıyor. Bu öğrencilerin daha esnek işlerde çalıştığı görülüyor. Özel ders verme, çevirmenlik yapma, sınavlarda gözetmenlik yapma gibi örnekler var. Ancak bu esnek işlerde çalışma aynı zamanda ekonomik stres ve belirsizliğe sebep oluyor. Örneğin özel ders veren biri, çok fazla öğrencisi olmadığı zamanları da düşünmek zorunda kalıyor. Aynı zamanda bu 41 kişiden yalnızca 3’ü sadece maaşlarıyla geçinebiliyor, yani büyük bir kısmı başka ek gelirlere de ihtiyaç duyuyor. Bu ek gelirler olsa bile geçinmekte zorlandığını ifade eden bir sürü öğrenci var.

“Bir otelde insan kaynaklarında çalışıyorum. Sabah sekiz buçuk-dokuz gibi başlıyoruz, akşam altı gibi bitiyor. Bu hem fiziksel olarak çok yorucu hem de beyin olarak çok yorucu bir şey. Bir de her şey istediğiniz gibi gitmeyebiliyor yani mobbing desem doğru olmaz belki ama öğrenmek istediğim kadarını alamıyorum bunun üstüne asgari ücretin yüzde otuzu maaş almak da rahatsız ediyor beni. Aslında ortam olarak fena değil ama bu şeyler devreye girdiği zaman bunları sorguluyorum yani. Evet staj zorunlu. Yani geçinmek zorundayım bir kere. Ona göre hesaplama yapıyorum, ona göre ihtiyaçlarımı öncelik sırasına koyuyorum. Mesela bu ay elbise aldıysam diğer ay onun parası çıkıyor bir şekilde. İhtiyaçlarımı ay ay bölüyorum yani eğer büyük bir şey alacaksam. O zaman da böyle tam ucu ucuna yetiyor gibi oluyor yani istediğim her şeye erişemiyorum zaten, çok zor bir şey.” (Anonim, 22, kadın, Turizm İşletmeciliği 3. sınıf)

“İngilizce ders veriyorum ama düzensiz ve yetersiz bir gelir oluyor bu, annem yardımcı oluyor geçimime.” (İrem, 21, kadın/non-binary, Dilbilim 4. sınıf)

Aynı zamanda 103 kişiden 36’sı borcunun olduğunu söylerken 8’i bunu ödeyemeyeceğini düşünüyor ya da ödeyebileceğinden emin değil.

“Kredi kartı borcum ve diş hekimi borcum var. Ayrıca mezuniyetimden sonra KYK borcum da olacak. KYK borcumu ödeyebileceğimi düşünmüyorum. Diğer borçlarımı zar zor ödeyebilirim eğer başka şeylerden kısabilirsem.” (Müzeyyen, 22, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları 4. sınıf)

“KYK ve kredi kartı borçlarım var. Eğer euro/dolar bazlı bir işim olursa ödeyebilirim fakat şu an pek pozitif görünmüyor.” (Irmak, 28, kadın, Fizik doktora)

Çalışma durumunda, öğrencilerin sadece çalıştığı vakit etkilenmiyor. Çalışmadıkları zamanda da öğrenciler o saatlerin yorgunluğunu yaşıyorlar, istedikleri şeylere vakit bulamıyorlar ve öğrenimlerine yeterli ilgiyi gösteremiyorlar.

“Maddi sıkıntılar olmasa bile çalışmanın getirdiği zaman tasarrufu, onun verdiği yorgunluk beni sosyal aktivitelerden mahrum bırakıyor… Haftada minimum 60 saat çalışıyorum, 6 gün 10’ar saatten. Çünkü 6-7 saat arası asistanlıkta zamanım oluyor, okulla birlikte. O yüzden bu dönem çevrimiçiyken asistanlık yaptığım ofiste derslerime katılım için izin isteyebiliyordum ama yüz yüze derslere gelemiyordum. Diğer işimi de zaten akşam saat yediden ona kadar yapıyorum. Fiziksel yorgunluk haricinde okulumu etkilemiyor… Ama bu sene çalıştığım işlerden dolayı okula zaman ayırmak konusunda büyük sıkıntılar yaşadım.” (Hamdi, 22, erkek, Yönetim Bilişim Sistemleri 2. sınıf)

Gelecek Kaygısı

Söyleşi yapılan ve anketi dolduran 103 kişi içinden 84’ü gelecek kaygısı duyduğunu belirtmiş. Bunların arasından da 7 kişi, bu kaygısından bahsederken Türkiye’nin politik ikliminin onların kaygısını artırdığıyla ilgili yorumlar yapmış.

“Türkiye’de kalırsam diye korkuyorum ana kaygım bu. Evet arttı tabii ki kaygım şeriat mı gelecek yarın sokağa çıkabilecek miyim aç mı kalacağım tek hayatımı yaşatmayacaklar mı diye kaygılanıyorum.” (Sıkkınım, 19, kadın, Dilbilim 1. sınıf)

“Evet, düşünmemeye çalışıyorum yoksa delirecek gibi oluyorum. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, baskı, otoriter rejim, Boğaziçi’nin hâli, günlük hayattaki problemler ve geçim derdi, sürekli zam, hiçbir şeye paranın yetişmemesi, bu kaotik ortamda düşünsel bir üretim yapmaya çalışmak… Her şey çok korkutucu, kâbus gibi.” (x, 20, kadın, Psikoloji 2. sınıf)

“Şakasız bir şekilde iltica sebepleri ve verebilecek ülkeleri araştırmaya başladığım bir noktadayım. Seçimler sonrası bir duruma göre okulu bırakıp gitmeyi düşünmüyor değilim.” (Eren, 23, erkek, Endüstri Mühendisliği 3. sınıf)

Birkaç kişi de duydukları yetersizlik hissiyle ilgili yorumda bulunmuş. Bu yetersizliğin sebeplerine bakıldığında yoksulluğun sadece maddi bir eksiklik olmadığı fark edilebiliyor. Öğrenciler yoksulluğu çeşitli boyutlarıyla deneyimliyor. En nihayetinde yoksulluğun öğrencilerin üzerinde psikolojik bir yük yarattığını ve onlarda kaygı oluşturduğunu gözlemleyebiliyoruz.

“…hep yetersizlik hissediyorum aslında. Başarılı olabilmek için olsun, mezun olduktan sonra istediğim kadar para kazanabilmek için olsun. Ama bu hissi benim aptal, salak olmamdan değil de şartlar beni buna zorladığı için hissettiğimi düşünüyorum. Çaresiz hissetmekten başka bir yol da göremiyorum asla şu anki duruma baktığım zaman. Çalışsam ve kendi hayatımı kurmuş olsam da her şey ucu ucuna yetecek. Yani ne bir tatil olsun -mesela tatile gidebileceğimi düşünmüyorum ben, çalışsam bile- istediğim kadar sosyal hayatımın olması olsun…” (Anonim, 22, kadın, Turizm İşletmeciliği 3. sınıf)

“…buna paralel olarak kendinizi yeterince geliştiremiyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Çünkü yeteri kadar kaynağa ulaşamıyorsunuz. Laboratuvarlarda ekonomik krizden kaynaklı bazı malzeme eksiklikleri yaşanabiliyor, yaşandığını duyuyoruz. Bizim üniversitemiz bundan ne kadar etkileniyor bilmiyorum ama, büyük bir etkisi vardır yani. Mesleğinizi hakkıyla yapamayacağınızı düşündüğünüz için kaygı yaratıyor.” (Anonim, 19, erkek, Moleküler Biyoloji ve Genetik 1. sınıf)

Birkaç öğrenci de cevaplarında, gelecek kaygısından kaynaklı önlerini göremediklerinden bahsetmiş. İş bulabilmenin belirsizliği, planların değişmesi gibi faktörlere değinilmiş.

“Gelecek kaygılarım inanılmaz arttı. Ekonomik kriz beraberinde mental sorunları da artırdı. Çünkü hayatınıza ve geleceğinize dair kaygılarınız artıyor, ben yaşamımı nasıl idame ettireceğim düşüncesi geliyor. İş bulamama kaygısı hep biraz da olsa vardı, fakat bir sorun hâlinde değildi. Küçük bir endişeydi sadece. Şimdi ana bir endişeye dönüşmüş durumda. Sürekli mezun olduktan sonra aileme yük olur muyum diye düşünüyorum.” (Ayşe, 22, kadın, İktisat 3. sınıf)

“…Son dönemde beni bunalıma itecek kadar, sürekli yalnız kalma isteği oluşturacak kadar [kaygı duyuyorum]… Yani iyi semptomlar yok şu anda kendimi düşündüğüm zaman. Ve bunun en büyük sebebi şu anki ekonomik sıkıntılar. Şu anda göremiyorum üç sene sonra nerede olacağım, üç sene sonra nasıl bir iş sahibi olacağım, acaba hayal ettiğim ya da çocukluktan gelen ve sonradan kafamda ‘evet böyle olmalı’ diye oturttuğum yaşam standartlarını edinebilecek miyim edinemeyecek miyim? Ya da hak ettiğim bir yeri görecek miyim? Çalıştığım yerde mobbing olacak mı ya da oradaki mesaimin, emeğimin, ücretin karşılığını alabilecek miyim?” (Hamdi, 22, erkek, Yönetim Bilişim Sistemleri 2. sınıf)

Ocak ayında yaygınlaştırılan ankette, öğrencilere mezun olduktan sonraki ilk işlerinden maaş beklentileri de sorulmuştu. Toplam 54 kişi bu soruya cevap olarak bir sayı vermiş ve bu cevapların ortalaması da 12.922 TL’ye tekabül ediyor. Bu cevaplar arasından en düşük beklenti, birinin verdiği 4000-5000 TL aralığıyken en yüksek beklenti ise 25.000 TL. 2023 Ocak ayı itibarıyla net asgari ücret 8.500 TL.

Geleceğe duyulan kaygı, öğrencilerin maaş beklentileriyle ilgili cevaplarını şekillendirmiş ve beklentilerinin düşmesine sebep olmuş olabilir.

“Boğaziçi mezunu mühendis olarak 15-20.000 TL derdim ama gördüğüme göre asgari ücrete tâbi olacağız.” (Yg, 22, kadın, Kimya Mühendisliği 3. sınıf)

Bazı öğrenciler ise bu soruya bir sayıyla cevap vermektense ilk işleri için bekledikleri koşullardan bahsetmişler. Bazıları maaşla ilgili bir beklentileri olmadığını belirtiyor, bazıları geçinebilecekleri en minimum miktarı kazanabileceklerini söylüyor, bazılarıysa hak ettiklerinden daha kötü koşullarda çalışmak zorunda kalacaklarını düşünüyor.

“İş bulabilir miyim bilmiyorum.” (Celeste, 19, kadın, Batı Dilleri ve Edebiyatları)

“Yüksek ihtimalle stajyer adı altında kötü şartlarda çalışırım.” (Rozerin Yıldız, 21, kadın, hazırlık)

“Karnım doysa şükrederim ki sanmıyorum iyi bir miktar olacağını.”(nevra, 22, kadın, Matematik 3. sınıf)

“(Bir beklentim) yok. Para kazanabileceğimi düşünmüyorum.” (x, 20, kadın, Psikoloji 2. sınıf)

“13000, kesinlikle daha fazlasını hak ettiğimi düşünüyorum ama yeni öğrencileri avlamaya çalışan kuzgun sürüsünün arasındayız maalesef, gerekirse 8500’e de çalışmam gerekecek.” (gaye, 22, kadın, İşletme 4. sınıf)

Sonuç Yerine

Pandemiden önce başlayan kriz, pandemiyle birlikte derinleşti. Gün geçtikçe daha çok insanı etkisi altına almaya başlamış olan derin yoksullukla karşı karşıyayız. Bu araştırmayı yapmamızın sebebi kendimizin, arkadaşlarımızın, başka öğrencilerin, yeni mezunların yani gençliğin tamamının yoksullaşma sürecinden etkilenmesi ve bunu günlük yaşantımızdaki değişikliklerle hissetmemiz. Öğrenciler olarak ekonomik krizden nasıl etkilendiğimizi araştırmak ve bu konuyu kampüste gündemleştirmek istedik. Sorularımızı cevaplayanlar, önceki yıllara göre çalışmaya başlamış olmalarına veya gelirleri zamlar ya da ek gelirle artmış olmasına rağmen eski standartlarını yakalamaktan çok uzakta olduklarını belirttiler. Artan gelecek kaygısı ve geçinememe durumu çoğu öğrencinin ortak sorunu. Öğrencilerin barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi çok temel haklara dahi erişimde sıkıntı yaşadıklarını ve bu hakların birbirleriyle ne kadar ilişkili olduğunu görüyoruz. Bununla beraber, yaptığımız söyleşi ve anketler de gösterdi ki yoksulluğun etki alanı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden bağımsız değil. Kadın öğrenciler toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı barınacak yer bulmakta yaşadıkları zorlukları, artan fiyatlardan dolayı ped gibi hijyen ürünlerine erişmekte zorlandıklarını, sağlık hizmetlerine erişimde kadınlar olarak yaşadıkları özgül sorunları dile getirdiler. Kadın öğrenciler olarak yoksulluğu ne şekillerde deneyimlediğimizi tartışmak ve bu deneyimleri görünür kılmak, toplumsal cinsiyet bazlı eşitsizliklerin bu deneyimleri nasıl şekillendirdiğini anlamak ve bu doğrultuda mücadele vermek açısından önem taşıyor.

  1. “Boğaziçi’nde yurt krizi: Kadın öğrencilerin yerleştiği yurtlar, erkeklere tahsis edilecek”, 12 Eylül 2022, 31 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https:// www.diken.com.tr/bogazicinde-yurt-krizi-buyuyor-kadin-ogrencilerin- yerlestigi-yurtlar-erkeklere-tahsis-edilecek/>
  2. “Boğaziçi’nde öğrencilerin yönlendirildiği vakıf, tarikat ve cemaat yurtlarını önerdi”, 10 Eylül 2022, 5 Şubat 2023 tarihinde erişilmiştir. <https:// www.diken.com.tr/bogazicinde-ogrencilerin-yonlendirildigi-vakif-tarikat- ve-cemaat-yurtlarini-onerdi/>
  3. “Türkiye’nin kira krizi (6) – İstanbul’da kira artışı şampiyonu Rumelihisarı Mahallesi: Kötü evlere ve fahiş fiyatlara rağmen boş ev kalmadı, öğrenciler açıkta”, 8 Eylül 2021, 31 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https://medyascope. tv/2021/09/08/turkiyenin-kira-krizi-6-istanbulda-kira-artisi-sampiyonu- rumelihisari-mahallesi-kotu-evlere-ve-fahis-fiyatlara-ragmen-bos-ev- kalmadi-ogrenciler-acikta/>
  4. Boğaziçi Üniversitesi’nin Yurtlar ve Konutlar Şube Müdürlüğü sitesinde paylaşılan ve lisans öğrencileri için verilen bütün opsiyonların ortalaması alınmıştır. İlgili siteye ulaşmak için bkz. “2022-2023 Akademik Yılı Yurt Ücretleri”, 2 Şubat 2023 tarihinde erişilmiştir. <https://yurtlar.boun.edu. tr/2022-2023-akademik-yili-yurt-ucretleri>
  5. Bu terim, üniversite tarafından hazırlanan 4 yıllık programa uymayacak şekilde okumaya devam eden öğrencileri kapsıyor. Örneğin hazırlık eğitimini bir yılda değil de sadece sonbahar döneminde bitirip ilkbahar döneminde okumaya başlayan kişiler irregular sayılıyor.
  6. “Ankara Üniversitesi’nde yemekhane ücretine yüzde 60 zam”, 1 Mart 2022, 29 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https://www.gazeteduvar.com.tr/ankara-universitesinde-yemekhane-ucretine-yuzde-60-zam-haber-1554925>
  7. “İstanbul Üniversitesi öğrencileri yemek zammını protesto etti: Zammı geri çekin!” 5 Eylül 2022, 29 Ocak 2023 tarihinde erişildi. <https://www. evrensel.net/haber/469531/istanbul-universitesi-ogrencileri-yemek-zammini- protesto-etti-zammi-geri-cekin>
  8. İlgili bir haber için bkz. “Destek kesildi, risk büyüdü: Yoksulluk istenmeyen gebeliği artıracak”, 2 Ekim 2022, 28 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https:// ekmekvegul.net/gundem/destek-kesildi-risk-buyudu-yoksulluk-istenmeyen- gebeligi-artiracak>
  9. İlgili bir haber için bkz. “ASM’lerde üreme ve cinsel   sağlık hizmetleri   durma   noktasında”,   10   Ocak   2023,   28   Ocak   2023 tarihinde             erişilmiştir.      <https://haber.sol.org.tr/haber/asmlerde- ureme-ve-cinsel-saglik-hizmetleri-durma-noktasinda-361842>
  10. Ayrıca doğum kontrol yöntemleriyle ilgili durumu anlatan genel bir yazı için bkz. “AKP politikaları, toplumsal baskı ve enflasyon: Doğum kontrolü Türkiye’de neden zorlaştı?”, 26 Ocak 2023, 28 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir.
    <https://medyascope.tv/2023/01/26/akp-politikalari-toplumsal-baski-ve- enflasyon-dogum-kontrolu-turkiyede-neden-zorlasti/>
  11. Bu tanım, bir kadının cinselliği üzerinden ona hakaret etmek ya da onu utandırmak anlamına gelmektedir.
  12. “Koca’dan HPV açıklaması: Medeni hal durumunu dikkate alacağız”, 25 Kasım 2022, 28 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https://m.bianet.org/bianet/ saglik/270500-koca-dan-hpv-aciklamasi-medeni-hal-durumunu-dikkate- alacagiz>
  13. “Ücretsiz dediler aşıdan haber yok”, 12 Ocak 2023, 28 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https://www.birgun.net/haber/ucretsiz-dediler-asidan-haber– yok-417252>