Brechtyen Teori ve Feminist Tiyatro Üzerine

Bu yazıda, Brecht’in tiyatro kuramıyla, feminist tiyatro pratikleri arasında bir bağlantı kurmayı ve feminist eleştirmenlerin Brecht’e yönelttikleri eleştirilere bir cevap oluşturmayı amaçlayan iki makalenin temel argümanları özetlenmekte  ve konuya giriş niteliğinde bir tartışma başlatılması hedeflenmektedir. Elin Diamond’a ait “Brechtyen Kuram/ Feminist Kuram” ve Alisa Solomon’a ait “Materyalist Kız” adlı bu makaleler, Mimesis Tiyatro çeviri araştırma dergisinin 12 numaralı Feminist tiyatro özel sayısında yer almaktadır.

Brechtyen Kuram/ Feminist Kuram- Jestik Bir Feminist Eleştiriye Doğru
Elin Diamond

Makalenin amacı, her ikisi de çoğul okumalara açık ve değişken söylemler olan feminist kuram ve Brechtyen kuramın kilit konularında metinler arası bir okuma yapmak ve bu metinler arası okumadan yola çıkarak tiyatroya özgü bir eleştiri feminist eleştiri yöntemi önermektir. Böylelikle hem Brechtyen eleştirinin taşıdığı radikal potansiyel hem de feminist kuram açısından taşıdığı değer açığa çıkacaktır.

Bu amaçla yazar öncelikle her iki kuramın da temel kaygılarını ve ortak amaçlarını ortaya koyar:
“……kendine “feminist” diyen bütün kuramların ortak bir amacı vardır: Maddi toplumsal ilişkilerin, söylemsel ve temsili yapıların, özellikle de görsel haz ve bedeni içinde barındıran tiyatro ve sinemanın toplumsal cinsiyetini azimle analiz etmek. Otuz yıllık bir süre zarfında oluşturulmuş olan Brechtyen tiyatro kuramı, kavramlarını sürekli olarak yeniden formüle eder fakat diğer yandan bazı temel kaygıları vardır: Toplumsal ilişkilerdeki diyalektik ve çelişkili güçlere, özellikle de tarihsel koşullar doğrultusunda değişen şekilleri içinde, sınıf çatışmasının yarattığı ıstıraba dikkat çekmek; teatral anlamlandırmalarda yabancılaştırma tekniklerine ve taklide dayalı olmayan uyumsuzluğa başvurmak; ideolojilerin kendisini avucunun içine almasına izin vermeden, şevkle ve hevesle gözlem ve analiz yapan bir izleyici/okuyucu yaratmak.”

Devam eden bölümlerde yazar Brecht’in tiyatro kuramının yabancılaştırma, gestus, tarihselleştirme vb. kilit yöntemsel noktaları ile toplumsal cinsiyet, cinsel farklılık, beden vb. noktaları teker teker bir araya getirerek yukarıda bahsettiği hedefe ulaşmaya çalışır.

İlk olarak, nesneyi sıradan olmaktan çıkararak çarpıcı hale getiren Y-efektinin toplumsal cinsiyetin eleştirisi açısından taşıdığı değerden bahseder. Egemen kültürün kadın ya da erkek kimliğinin göstergeleri olarak algıladığı sözcük, jest, görünüş, düşünce ya da davranışlara karşılık gelen toplumsal cinsiyetin sınırlarını sahne üzerinde teşhir etme ya da boşa çıkarma çabasında olan feminist bir uygulamanın kullandığı yöntemin genellikle bir tür Brechtyen yabancılaştırma olduğunu ve toplumsal cinsiyet yabancılaştırıldığında bir işaret sistemi olarak algılanabileceğini söyler.

“Toplumsal cinsiyeti, bir ideoloji olarak, kadın ve erkeklerin bedenleri üzerine işlenmiş, toplumsal statükoyu güçlendiren  bir inanç ve davranış sistemi olarak algılamak, ideolojinin normal, kabul edilir, kaçınılmaz gösterdiğini doğal ve tanıdık olmaktan çıkarma amacında olan Yabancılaştırma Efekti’nin günümüzde de devam eden yerindeliğini takdir etmeyi de beraberinde getirir.”

Daha sonra yazar cinsel farklılık konusunu ele alır ve Brecht’in “-medi de, -di” yöntemi ile ilişkilendirmeye çalışır. Öncelikle “‘cinsel farklılığın’ cinsiyetler arasındaki çatışmalar ile eşanlamlı bir ifade olarak değil de, cinselliğin kendi içindeki farklılığına olası bir gönderme olarak algılanması gerektiğini” belirtir. Yazara göre cinsel farklılık “toplumsal cinsiyet kimliğinin iki kutuplu karşıtlıklarının dengesini bozan bir unsur” olarak değerlendirilmelidir. Kimliğin sabit temsillerine bağlı kalmak yerine farklılıkları ön plana çıkarmanın Brecht’in “-medi de, -di” kuramının anahtarı olduğunu belirtir. Sahne üzerinde oyuncunun canlandırdığı karakterin yapmayı tercih ettiği her eylem, yapmayı tercih etmediği ya da bastırdığı eylemin izlerini taşımaktadır. Dolayısıyla Brecht’in “-medi de, -di” yöntemi izleyiciye gerçekleşen eylemleri sergilerken bir yandan da onu gerçekleşmeyen eylemlerin ve yargıların olasılığını görmeye davet etmektedir. Yazara göre bu yöntem toplumsal cinsiyetin ve diğer tüm temsillerin çözülebilirliğini ima eder.

Tarihselleştirmeye gelince, yazar tarihselleştirmenin can alıcı noktasının değişim olduğunu; geçmişin “ayırt edici işaretlerini” koruyup seyircinin bugünkü değerlendirmesini tanıyan, Brechtyen tarihselleştirmenin bir görme biçimi olduğunu, rahatlama ve kendine mal etmenin düşmanı olduğunu vurgular. Brechtyen tarihselleştirme tarihsel yansımadaki ideolojik nesnelliğe karşı çıkarak boşlukları ve çelişkileri açığa çıkarmayı hedeflemektedir.

Brecht’e göre oyuncu kendini karakter içinde kaybetmemeli, karakteri belirli tarihsel-toplumsal koşulların bir işlevi olarak göstermelidir.

“Feminist kuram bedeni kültürel olarak tanımlanmış ve cinsiyetlendirilmiş olarak değerlendiriyorsa Brechtyen tarihselleştirme de bu bedenin sabit bir öz olmayıp bir savaşım ve değişim alanı olduğunu vurgular. Feminist kuram kadının tarihselliğiyle ilgileniyorsa Brechtyen kuram da biz o tarihselliği sahne üstüne koymaya yönelik bir yol gösterir.”

Makalede “oyun metninde kodlanmış toplumsal tavırları tek tek veya ardı ardına izleyicinin gözü önüne seren jest, sözcük, eylem ya da tablo” olarak tanımlanan Gestus ise yabancılaştırma, tarihselleştirme ve “–medi de –di” yöntemlerinin sentezi olarak nitelendirilir. Yazar Gestus’un feminist yeniden okumasının kadın izleyicinin izleme konumuna da yer verdiğini belirtir.

Yazarın önerisi tüm bu tartışmalardan yola çıkarak geliştirilebilecek bir Jestik feminist eleştiri yöntemi üretmektir. Bu yöntem, bir oyun metninde toplumsal cinsiyete yönelik toplumsal tavırları “yabancılaştırıp” ön plana çıkaracak ve cinsiyet-toplumsal cinsiyet biçimlerini, baskıcı ya da ataerkil bir ideolojinin etkin olduğu anları açığa çıkaracaktır.

Brechtyen teori ile feminist teorinin bir araya gelişi Brechtyen teorinin taşıdığı radikal potansiyeli yeniden açığa çıkarmakta, feminist teoriye ise toplumsal cinsiyeti, cinsel farklılığı, egemen ataerkil ideolojiyi sahne üstünde eleştirel bir formda sergilemek için yeni bir yöntem sunmaktadır.

Materyalist Kız- Sezuan’ın iyi insanı ve toplumsal cinsiyeti yabancılaştırmak
Alisa Solomon

Yazarın temel iddiası feminist eleştirmenlerin Brecht’i karalama konusunda fazla ileri giderek onun epik tiyatro teorisinin derininde yatan feminist anlamları gözden kaçırdıklarıdır.

Brecht’in oyunları sanat ve politikanın birbirine zarar verdiği yönündeki dinozorlaşmış kültürel varsayıma meydan okumakta ve bu da Amerikan Tiyatrosu için pek bir anlam ifade etmemekteydi. Bu nedenle ABD’de Brecht bir takım klişelere indirgenmiş ve oyunları çoğu zaman sahnelenmemişti. Alisa Solomon, Brecht’in sanatını ve teorisini anlamaktaki bu beceriksizliğin onu yüzeysel olarak algılamaktan kaynaklandığını ve bunun da Sezuan’ın İyi İnsanı oyununun okumalarında çok belirgin şekilde ortaya çıktığını belirtir ve makalenin geri kalan bölümlerinde de oyunun ABD’deki yorumlanışından örneklerle tezini kanıtlamaya çalışır. Solomon, Diamond’a benzer şekilde Epik tiyatro teorisinin aslında toplumsal cinsiyet tartışmasını ele almak için son derece müsait olduğunu belirtir.

“Aralarında John Fuegi, Iris Smith, Gay Gibson Cima, Anne Herrmann’ın da bulunduğu eleştirmenler, oyunda “kadınlık iyi, erkeklik kötü olarak betimlendiği için” Brecht’i basmakalıp olmakla suçlarlar. Shen Te’nin “kostüm değiştirmesini” yalnızca bir “metafor” olarak görürler. ……… Fakat bu eleştirmenler oyunun diyalektik eylemini incelemeyi ihmal ediyor, inceliyorsa bile bunu ancak en yüzeysel şekillerde yapıyorlar. Bir sanat çalışmasının ana hatlarını görmek için kullanılagelen bu şablonik, tepkisel, taraflı yumurtlama yaklaşımı, Brecht ele alındığında özellikle kısıtlayıcıdır; çünkü işe yaramaz. Epik tiyatronun temel çabası, bildik olanı yabancılaştırmak, dünyanın değiştirilebilir olduğunu göstermek, olayları temkinli bir mesafeyle ele almak ve Brecht’in de dediği gibi insanın “bütün toplumsal koşulların bir sonucu” olduğunu ortaya koymaktır. Bu çaba derin bir feminist itki taşır (toplumsal cinsiyetle tarif edilen toplumsal ilişkiler Brecht’in öncelikle ilgilendiği konular olmasa bile). Epik tiyatro toplumsal cinsiyeti yabancılaştırabilir -yani toplumsal cinsiyetin yapaylığını fark etmemizi sağlayarak, doğal olduğunu kabul ettiğimiz şeylerin aslında bir inşanın sonucu olduğunu açığa vurarak bizleri şaşırtabilir.”

Yazar, dördüncü sahnenin ardından gelen “Savunmasızlığın Şarkısı” üzerinde uzunca bir incelemeyle  birlikte bu bölümün “Brecht’in epik tiyatrosunun en mükemmel örneğini” temsil ettiğini söyler. Şarkı Shen Te’yi kurnaz kuzeninin kılığına girmiş olarak gördüğümüz sahnelerden sonra gelmektedir ve bu şarkının işlevi Shui Ta’nın Shen Te’nin icadı olduğunu ortaya çıkarmak değil; bu icadın nasıl monte edildiğini, toplumsal karakterin nasıl suni bir şekilde üretildiğini göstermektir.

Yazar oyunun ilerleyen bölümlerinde ShenTe’nin dükkanına yerleşen beleşçilerin Marangozla Shui Ta arasındaki pazarlığı taklit ettikleri kısmı ise Brecht’in “Köşebaşı Sahnesi: Epik Bir Tiyatro İçin Temel Bir Model” yazısında önerdiği sahneleme biçimine benzetir. Yaptıkları bu küçük taklitte bir performansın belli bir tavırla yeniden canlandırıldığı görülmektedir. Bu eylem beleşçilerin halinden memnun bencilliklerinden kaynaklanırken aynı zamanda Shui Ta’nın bir performans olduğunu ve değişik bakış açılarıyla sunulabileceğini de seyirciye göstermektedir. Shui Ta’nın beleşçileri dükkandan kovmasından zevk duymamızın nedeni aslında Shen Te’nin kendisini savunduğunu anlamamızdır.

Shui Ta’nın maskesi ardındaki Shen Te’yi (ve Shen Te’nin ardındaki oyuncuyu) görmek bizi Shui Ta’yı (ve Shen Te’yi) sunabilecek başka bakış açılarını da düşünmeye teşvik eder.”
………
Shen Te’nin Shui Ta’yı oynadığını hatırlatan diğer ironik hatırlatmalar da aynı işlevi görür.”

Yazar üçüncü sahnede Yang Sun ile sohbet eden Shen Te’nin “biraz sitar çalarım, taklitler yaparım” dedikten sonra sesini kalınlaştırarak erkek taklidi yapması, beşinci sahnede dükkanında Shui Ta olarak oturmuş gazete okurken dışarıdan Yang Sun’un sesini duyduğunda saçlarını düzeltmek üzere aynaya yönelip, Shui Ta olduğunu fark etmesi gibi örneklerin de aynı işleve sahip olduğunu belirtir.

Bazı yorumcular, Yang Sun karakterinin kimi repliklerini Brecht’in kadın düşmanı bir kadınlık stereotipini desteklediğinin delili olarak göstermektedir. Solomon’a göreyse bu  oyunun teatral dinamiklerini hiçe saymak demektir. Oyunda Yang Sun’un sözleri onaylanmamakta; Yang Sun, Shui Ta ile konuşurken Shen Te’nin gizli varlığını hatırlamamızla sözlerinin korkunç doğası ön plana çıkartılmaktadır. Ayrıca Shen Te’nin her şeye rağmen Yang Sun ile kaçması da oyunun kadınların zekası hakkında şüphe yarattığı anlamına gelmez. Aksine Brecht bu yolla kadınlar hakkındaki aşağılayıcı bir imgeyi yabancılaştırarak ortaya koymaktadır.

“Brecht Yabancılaştırma Efekti yoluyla- ki asıl mekanizması “Shui Ta kılığına bürünme’dir- böyle bir aşk imgesini ve metalaşan, irrasyonel kadını ortaya çıkaran koşulları görmemizi sağlar.”

Solomon, Brecht’in, değişimin mümkün olduğuna ve bunu gerçekleştirmek için oynayacağımız role dikkatimizi çekmek istediğini belirterek, Brecht’in amacının sosyalizm için bir formül önermek olduğunu öne sürenlerin ona gölge düşürdüğünü söyler.

Yazara göre epik tiyatro pratiği, bizi erkek ve kadın “doğası”na atfedilen önyargılarla tüm çıplaklığıyla yüzleşmeye zorlar. Doğalcı tiyatroda bile ender rastlanan bir durum olan “tiyatroyu yaşamın aracısız bir kopyası olarak algılamak” Brecht’in kurduğu ilişkilendirmeleri yorumlamak için kullanılamaz. Shen Te ve Shui Ta aracılığıyla kadınlığın iyilikle, erkekliğin de kirlenmişlikle denkleştirildiği doğru olsa da Brecht’in bu ilişkiyi doğal mutlaklar olarak tasvir etmemektedir. Brecht toplumsal düzene, geleneksel ‘göster ve anlat’ tiyatrosu aracılığıyla değil, epik süreçler aracılığıyla meydan okumaktadır.

Alisa Solomon, ayrıca Brecht’in epik oyunculara kendi rollerini inşa etmelerinde yardımcı olacak prova egzersizlerine dair önerilerinden de alıntı yapar: “Oynayacakları karakterlerin başkaları tarafından taklit edildiğini ve başka bir formda sergilendiğini görmek de oyuncular için iyidir. Eğer oynanan bölüm karşı cinsten biri tarafından icra edilirse karakterin cinsiyeti daha açık bir şekilde ortaya çıkacaktır“. Böylece oyuncu karakteristik özelliklerle bütünleştiği düşünülen gövdeden onları çekip ayırarak toplumsal cinsiyetçi davranışların nasıl tesis edildiğini keşfedecektir. Yazar bu noktada Diamond’a başvurur ve Diamond’un Brecht’in en gelişkin yorumunu sunduğundan bahseder. Shen Te/Shui Ta karakterinin Brecht’in epik tiyatrosunun en aşikar örneğini sunduğunu belirtir. Oyunun talep ettiği şey, yeni bir algı biçimidir.

Son olarak yazar eserinin  açıkça suçlamalara örnek vermek için okunduğunu, oysa ki içinde bulunduğumuz post-komünist çağda Brecht’in oyunlarındaki dramatik şiirselliği her zamankinden daha iyi anlayıp takdir edebileceğimizi ve oyunlarının vaat ettiği radikal ve feminist etkiyi derinlemesine kavrayabileceğimizi belirtiyor ve ekliyor:

“…tabii eğer bu oyunlara hakkını vermeyi öğrenebilirsek”